ISSN : 1302-7123 | E-ISSN : 1308-5123
The Medical Bulletin of Sisli Etfal Hospital - Med Bull Sisli Etfal Hosp: 38 (2)
Volume: 38  Issue: 2 - 2004
ORIGINAL RESEARCH
1.Cigarette smoking and pregnancy
Melahat Dönmez Kesim
Pages 7 - 14
Abstract | Full Text PDF

2.Differential diagnosis of cervical lymphadenopathy: usefulness of color-power doppler sonography
Barış Yanbuloğlu, Hüseyin Özkurt, T. Hakan Doğan, Ozan Karatağ, Metin Yıldız, Muzaffer Başak
Pages 15 - 18
Amaç: Malign ve benign servikal lenf nodlarının ayırıcı tanısında renkli-power Doppler ultrasonografinin tam değerini araştırmak.
Metod: Servikal lenfadenopatileri olan 42 hastada lenf nodları, renkli-power Doppler ultrasonografi ile vaskiüer yapılarının morfolojik özelliklerine göre değerlendirildi. Bulgular histopatolojik tanılarla karşılaştırıldı.
Bulgular: Histopatolojik değerlendirme yapılan hastaların 20‘sinde metastaz, 8’inda lenf oma, 3’ünde tüberküloz ve kalan II hastada benign re aktif lenfadenit saptandı. Toplam olarak 2S lenf nodıı malign, 14 lenf ııodu benign olarak tanındı. Renkli-power Doppler ultrasonografi ile vaskiiler morfoloji değerlendirmesine göre 27 lenf nodıı ırıalign, 15 lenf nodıı ise beııign tanı aklı. Çalışmamızda renkli-power Doppler ultrasonografinin sensitivitesi %S9, spesifisitesi %85 olarak bulunmuştur.
Sonuç: Renkli-power Doppler ultrasonografi, malign-benign servikal lenfadenopatilerin ayırıcı tanısında yüksek tanı değerine sahip yararlı bir yöntemdir.
Objective: To assess the diagnostic accuracy of color-power Doppler ultrasonography in differentiating malignant from benign cervical lymphadenopathy.
Methods: 42 lymph nodes in 42 patients with cervical lymphadenopathy were evaluated by color-power Doppler ultrasonography based on the morphological patterns of vascularity. Results were compared with histopathologic diagnoses.
Results: The patients were lüstopathologically confirmed to have metastasis (n=20), lymphoma (n=8), tuberculosis (n=3) and benign reactive lymphadenitis (n=ll). Twenty eight nodes were confirmed to be malignant and 14 were benign. According to findings on color-power Doppler ultrasonography, 27 lymph nodes were malignant, 15 lymph nodes were benign. Sensitivity and specificity of color-power Doppler ultrasonography were 89% and %85 respectively.
Conclusion: Color-power Doppler ultrasonography was useful in differentiating benign from malignant cervical lymphadenopathy with high diagnostic accuracy.

3.The evaluation of the survival and toxicité with cisplatinum and taxol regimen in stage IV ovarian carcinoma
Didem Karaçetin, Yusuf Başer, Öznur Aksakal, Özlem Maral, Birsen Yücel, Doğan Özcan, Oktay Incekara
Pages 19 - 21
Amaç: Over Ca’h hastalarda Cisplatin + Paclitaxel (Taxol) kombinasyonu He elde edilen sonuölann retrospektif değerlendirilmesi amaçlandı.
Materyal ve Metod: Kliniğimize evre iv epitelyal over kanseri tanısı ile müracaat eden ve takipleri 6 aydan uzun olan 13 hasta, uygulanan tedavi ve sonuçları yönünden retrospektif olarak değerlendirilmiştir.
Bulgular: Hastaların yaş gruplarına göre dağılımları: 1 has¬ta (%7.6) 21-30 yaş grubu, 4 hasta(%30.7) 41-50 yaş grubunda, 3 hasta (%23) 51-64 yaş grubunda, 5 hasta (%38.4) 65 ve üzeri yaş grubundadır. Hastaların median yaşı 54 (29- 72) dür Hastaların tamamı başvuru sırasında evre IV (FIGO) olarak değerlendirildi. Tümör markerlerinden serum CA 12-5 düzeyi 8 hastada (%61.5) yüksek, 3 hastada bakılmamış ve 2 hastada normal olarak bulundu. Hastaların IV e debulking amaçlı operasyon yapılmış, 2 has¬ta sadece biopsi ile over Ca olarak kabul edilmiştir. Hastalara adjuvan olarak cisplatin(75 mg/m2) + Taxol (175 mgtm.2) Dİ 21 günde bir olmak koşulu ile toplam 6 kür uygulanmıştır. Hastaların 8’ inde kemoterapi uygulaması süresince hafif hipersensitivite reaksiyonu görülmüş olup, grade (WHO) 3-4 hematolojik ve non-hematolojjk toksisiteye rastlanmamıştır. Medyan sağkalım 14.6 ay, 2 yıllık ortalama sağkalım %23 olarak belirlendi.
Sonuç: Over kanserinin standart tedavisi olarak kabul edilen cisplatin-taxol kombinasyonun etkili ve toksisitesi düşük bir rejim olduğu, bunun yanı sıra hasta yaşı ve evrenin sağkalımı etkileyen en önemli prognostik faktörler olduğu görülmüştür.
Objective: We aimed to assess the effects of the combination of cisplatin + paclitaxel (taxol) in patients with epithelial ovarian cancers
Material and Method: 13 patients with stage IV epithelial ovarian cancer who followed up more than 6 months in our clinic were evaluated retrospectively.
Result: The avarage age is was 54 (29-72). For their age groups; 7.6% of patients in 21-30, 30.7% of patients in 41- 50, 23% of patients 51-64 and 38. 4% of patients in 65+ age groups. All of the patients were with stage IV (FIGO). Serum Cal2-5 level was high in 61.5% of patients. Debulking surgery was performed 11 of patients. All of the patients were received chemotherapy regimens which involved cisplatinum (75 mg/m2) and paclitaxel (175 mg/m2), D1, every 21 days, total of 6. cycles. None of patients had haematologic and non- haematologic toxicities. Median survival was 14.6 months and 2-years sürvival was 23 months.
Conclusion: The combination of Cisplatinum and Taxol which, is the standart treatment of ovarian carcinoma is effec¬tive and less toxic regimen. The age of patient and the stage of disease are the most important prognostic factors.

4.The results of adjuvan radiotherapy and prognostic factors in endometrium carcinoma
Didem Karaçetin, Doğan Özcan, Özlem Maral, Öznur Aksakal, Birsen Yücel, Yusuf Başer, Oktay Incekara
Pages 22 - 24
Amaç: Bu çalışmada amaç kliniğimizde tedavi edilen endometrium kanserli olgulardaki radyoterapi sonuçları ve prognostik faktörleri irdelemektir.
Materyal Metod: Şişli Etfal Eğitini ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniğine müracaat eden 107 endometrium kanseri tamlı hastadan 6 ay ve daha uzun süre takip edilen 58’i evrelere, histolojik suhtipe, aldıkları tedaviye göre hastalıksız ve ortalama sağkalımları incelenmiştir.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 58,3 (27-80) clir. 49 has¬ta (%84.4) postmenopozal, 9 hasta (%15.5) premenopozaldir. Evrelere göre dağılımı: Evre IA; 5, Evre IB: 13, Evre IC; 14, Evre II A; 4 Evre HB; 5, Evre III A; 9, Evre II IB: 2, Evre IIIC; 2, Evre IV;I hasta, Nüks: 2 ve daha önce başka merkezde tedavi görmüş olup metastatik hastalık ile başvuran I hasta bulunmaktadır. Tüm vakalara anterior-posterior veya dört alan tekniği kullanılarak external pelvik radyoterapi uygulaması Co 60 teleterapi cihazı ile yapılmıştır. (45-54 Gy) Hastaların intrakaviter radyoterapisi (20-24 Gy) başka merkezlerde uygulandı. Tedavi sırasında 36 hastada WHO kriterlerine göre grade 3 diare saptandı. Ortalama sağ kalını 44,7 ay, 5 yıllık sağkalım oranı % 36’dır. 33 olgıı halen hastalıksız olarak izlenmektedir.
Sonuç: Endometrium Ca’da grade’in iyi değerlendirmesi gerekir. Bu hastalığın hem prognozu henule tedavisi açısından son derece önemlidir Grade‘in artması, ile birlikte nüks oranlarıda artmaktadır ve sağkalımla direkt ilişkilidir Literatürde grade 2 (%40-60) hastalar daha sık olup sadece evre I endometrium karsinomu içeren serilerde iyi diferaıısiye kanserlere daha çok rastlanmaktadıı: Çalışmamızda ancak 51 hastanın grad’i değerlendirilmiş olup bunların 16’sı grade I, 27’si grade II, 8’ grade III olarak bulunmuştur.
Objective: In this study we evaluated the results of treatment and prognostic factors in endometrium carcinoma.
Material and Methods: 107 endometrum carcinoma patients, who were followed up for more than 6 months in our clinic have been evaluated. 58 of these patients were stuied in accordance with stages, histological subtype and treatment they received. Also their survivals were taken under our study.
Results: Avarage age of the partients were calculate 58.3 (27-80) with following details; 1.7% of patients in 21-30, 3.4% of patients in 31-40, 18.9% of patients in 41-50, 29.3% of patients in 51-60, 46.5% of patients in 61+ age groups. Acording to their histopathological status; adeno Ca: 42 patients, papiller seroz adeno; Ca 3 patients, aclenosquamous Ca 9 patients, mixt Ca; 6 patients, leiomyosarcoma; 2 patients. Avarage Survival period were found to be 44.7 months, 5 year-survival was 36% and 33 patients are still ob- sereved to be disease free of carcinoma.
Conclusion: Grade is rather important in Endomerium Car¬cinoma.. Stage and Grade are 2 both determining prognostic factors in this carcinoma. The incerase in Grade cause increase in local niiks and reduces survival.

5.Evaluation of color and power doppler twinkling artifacts from urinary tract and gallbladder calculi
Ayşe Deniz Kahraman, Nuran Yılmaz, Ali Şenol Çelebi, Kosti Can Çalışkan, Zeki Karpat
Pages 25 - 28
Amaç: Bu cahşınanm amacı renkli ve power doppler yanıp sönme (twinkling) artefaktl arının üriner sistem ve safra kesesi kalküllerinin tanısında ek sonografik bulgu olarak kabul edilebilirliğini belirlemektir.
Gereç ve Yöntem: Ultrasonografide eıı az 1 iiriner kalkül saptanan 40 ve safra kesesinde en az 1 kalkül saptanan 15 hasta renkli doppler sonografi ile incelendi. İncelemeler gri skala, renkli doppler power doppler ve spektral doppler incelemeyi kapsıyordu.
Bulgular: 65 üriner kalküliin 55’ inde (% 84) kalküliin üstünde ya da distalinde renk artefaktl mevcuttu. Spektral incelemede birbirine çok yakın vertikal çizgilenmeler izlendi. 35 safra kesesi kal kül ünün 33’ünde (% 94) twinkling artefaktı izlendi.
Sonuç: Üriner sistem ve safra kesesi kalküllerinde renkli doppler ve power doppler twinkling artefaktı oldukça sık görülmekte olup, üriner sistem ve safra kesesi kalküllerinin tanısında ek sonografik bulgu olarak kabul edilebilir.
Objective: The aim of this study was to determine whether color and power doppler twinkling artifacts could be considered an additional diagnostic sonographic feature of urinary tract and gallbladder calculi. Material and methods: 40 patients with at least 1 urinary tract calculi and ancl 15 patients with at least 1 gallbladder calculi on sonography were examined with color doppler sonography. Examinations included grayscale, color doppler, power doppler and spectral doppler.
Results: A color artifact was present within and/or distal to 55 urinary tract calculus (% 84). Close vertical bands were detected in the spectrum display. 33 gallbladder calculi showed twinkling artifact (% 94).
Conclusion: Color and power doppler twinkling artifacts from urinary tract and gallbladder calculi occur frequently and may be considered an additional sonographic feature of urinary tract and gallbladder calculi.

6.The evaluation of the skin hemangioma patient
M. Arslan, A. N. Karadeniz, M. Karnap, M. Güveli, G. Aksu
Pages 29 - 32
1991-1995 tarihleri arasında I. Ü. Onkoloji Enstitüsü ne cilt hemanjiomalı yirmibeş hasta tedavi için başvurmuştur. Bu hastalar retrospektif olarak analiz edilmiştir. Cilt hemanjiom- larında radyoterapi, oryan fonksiyonunu veya hasta hayatım tehdit eden, alternatif tedavilerin başarısız olduğu durumlar için saklanır. Radyoterapi, konvansiyone fraksiyonla 30 Gy olarak tavsiye edilir (!). Cilt hemanjiomalı hastalarda ortalama yaş 4 (I ay-52 yaş) yaş dır. Olgulardan 19 olgu kadın, altı olgu erkektir. Cilt hemanjiomalı hastalar ciltte kızarıklık ve renk değişikliği nedeniyle müracaat etmişlerdir. Cilt hemanjiomaların %68’i yüz bölgesinde, %16’sı gövdede, %16’sı üst ekstremitededir. Cilt hemanjiomalı 18 hastaya tedavi yapılmamış takip yapıl¬mıştır. Uç hastaya cerrahi, iki hastaya sklerozun tedavi, bir hastaya radyoterapi ve diğerine interferon uygulanmıştır. Tedavi uygulanan hastalarda iyileşme ve yanıt sağlanmış, takip edilen hastaların %6’sında tam, %56’sında kısmi iyileşme görülmüş, %32’sinde lezyon stabil kalmış ve %6’sında lezyonda progresyon görülmüştür. Cilt Hemanjiomu, Radyoterapi
Between 1991-1995 years, 25 patients with skin hemangioma applied to Istanbul University, Institute of Oncology for the treatment. These patients were retrospectively analyzed. Radiation therapy for the treatment of skin hemangiomas is spared for the conditions that threating patient life and organ function and if the alternative treatments are unsuccesfull. Mean age of the analyzed patients with skin hemangioma is 4 years old (1 mounth-52years). As a sex, 19 patients are female and six patients are male. All of the skin hemangioma patients applied with skin redness and color changes. %68 of the skin hemangiomas were localized to face region, %/6 trunk and %16 upper extremity. 18 patients with skin hemangiomas were not treated, they were only followed. Three patients were treated with surgery, two patients with sclerosis, one patient with radiotherapy and other one with interferon. All of the treated patients improved and responded to treatment. %6 of the followed patiens improved completely, %56 partially. %32 of the lesion of the followed patients were stabil at the end of the follow. Progression of the lesion was seen at %6 of the followed patients.

7.Comparison of the effects of propofol and sevoflurane on liver-renal function tests and recovery characteristics in long lasting surgeries
G. Ulufer Sivrikaya, Ayşe Hancı, Banu Burgutoğlu, Fatma Gündoğan, Şükrü Çiftçi
Pages 33 - 38
Amaç: Çalışmamızda, uzun süreli operasyonlarda propofol ile sevofluranm karaciğer; böbrek fonksiyon testleri ve derlenme üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Gereç ve yöntem: Hastane Etik Kurul izniyle ASA /-//, 36 olgu rasgele 2 gruba ayrıldı. Propofol ve atraküryumla indüksiyonu takiben, anestezi idamesinde Grup P’de propofol infüz- yonu(4-8 mg/kg/saat), Grup S’de sevofluran(%2-3) kullanıl¬dı. Lire, kreatinin, AST ve ALT preoperatif, peroperatif 2 saat arayla, postoperatif 30. dk ve 24. saatlerde tespit edildi. Der¬lenme; gözlerini açına, sözel uyarıya yanıt, oryantasyon-ko- operasyoıı zamanları ile değerlendirildi.
Bulgular: Anestezi süreleri; Grup P’de ortalama 349.7 dk, Grup S’de 355.5 dk idi. Laboratuar bulguları gruplar arasın¬da benzerdi. Postoperatuar dönemde preoperatuar döneme göre anlamlı fark saptanmadı. Gözlerini açma ve sözel uyarıya yanıt süreleri Grup P‘de Grup S’ye göre kısa olmakla birlikte, aradaki fark anlamlı, bulunmadı. Oryantasyon-kooperasyorı zamanlan Grup S’de anlamlı olarak uzundu.
Sonuç: Propofol veya sevofluran He uzun süreli operasyonlarda karaciğer ve böbrek fonksiyon testlerinde anlamlı değişiklikler olmamış, ancak derlenme propofol ile daha hızlı olmuştur.
Objective: The aim of this study was to compare the effects of propofol and sevoflurane anaesthesia on renal and hepatic function tests and recovery characteristics in long lasting surgeries.
Study design: After the approval by the Medical Ethic Committee of the hospital, 36 patients in ASA l-II physical status were randomized two groups. Anaesthesia was induced with propofol and atracuriurn and maintained with propofol infusi¬on (4-8 mg/kg/h) in Group P and with sevoflurane (2-3%) in Group S. Blood urea nitrogen, serum creatinin, AST, ALT levels were determined preoperatively, every 2 hours peroperatively, 30. min and 24 th hours postoperatively. As recovery characteristics time until eye opening, response to verba! commands, orientation-cooperation time were evaluated.
Results: Anaesthesia time was 349.7 minutes in Group P and 355.5 minutes in Group S. Laboratory values were similar between groups. There was not any significant difference between preoperative and postoperative values. Time until eye opening and response to verbal commands were shorter in Group P than Group S, but the difference was not significant. Orientation-cooperation time was statistically longer in Group S than Group P.
Conclusion: Propofol or sevoflurane has not any significant effect on liver or renal function tests, but recovery was faster with propofol in patients undergoing long lasting surgeries.

8.Helical CT of pancreatic cancer; assessment of resectability before surgery
Nuran Yılmaz, Hüseyin Özkurt, Hülya Değirmenci, Ayşe Deniz Kahraman, Muzaffer Başak
Pages 39 - 43
Amaç: Çalışmamızın amacı, klinik açıdan pankreas kanseri olduğu düşünülen hastaların preoperatif değerlendirilmesinde spiral BT’nin doğruluğunu, cerrahi ve histopatolojik sonuçlarla karşılaştırarak prospektif olarak değerlendirmektir. Bu çalışmada olguların spiral BT bulgularını inceleyerek pankreas kanserinin tanısı ve peripankreatik vasküler invazyon acısından rezektabilite kriterlerini araştırdık.
Materyal ve Metod: Pankreas kanser şüpheli 15 hasta, preoperatif değerlendirme ve evreleme amacıyla spiral BT (arteryel ve pankreatik faz için 3 mm, portal faz için 5 mm kesit kalınlığı) incelemeye alındı, inceleme, IV kontrast madde (100 mİ, saniyede 3 ınl gidecek şekilde) uygulandıktan sonra arteryel faz için 25saniye, pankreatik faz için 50-60 saniye, portal faz için 80 sn gecikme süresi verilerek yapıldı. İki radyolog, prospektif olarak pankreas kanserinin, tanı ve vasküler invazyon kriterlerini değerlendirdi. Tümörün damar yapılardaki çevresel devamlılığın derecesi her hasta için not edildi (çevresel devamlılık yok, çevresel devamlılık < % 50, çevresel devamlılık > % 50).
Bulgular: On beş olgu operasyona alındı. Küratif amaçlı radikal cerrahi operasyon planlanan yedi hastadan beşinde başarılı olundu. Rezektabilite açısından pozitif prediktif değer % 71 (5 I 7) bulundu. BT bulgularına göre rezektabl olarak değerlendirilen 2 olgu operasyon esnasında vaskiiler invazyon nedeni ile uıırezektabl olarak değerlendirildi. Pankreas kanserlerinde rezektabilite kriterlerini değerlendirmede spiral BT‘nin doğruluk oranı % 87 (13 II5) bulundu.
Sonuç: Pankreas kanserlerinde preoperatif değerlendirme için spiral BT yararlı bir yöntem olarak bulunmuştur.
Objective: The aim of our study was to evaluate the accuracy of helical CT in the preoperative assessment with suspected pancreatic cancer using surgical and histopathologic correlation. We prospective!)’ evaluated the imagine findings to determine of pancreatic tumor and one of the signs of unresectability, peripancreatic vasculer encasement with tumor.
Material and methods: 15 patients with suspected pancreatic cancer underwent preoperative evaluation and staging with helical CT (3-mm collimation for arterial and pancreatic phase, 5-mm collimation for portal phase), iodinated contrast material was injected IV (¡00 mL at a rate of 3 niL / sec); acquisition began at 25 sec during the arterial phase, at 50-60 sec during the pancreatic phase and at 80 sec during the portal phase. Two radiologist prospectively evaluated the imaging findings to determine the precense of pancreatic tumor and signs of unresectability (vascular encasement). The degree of tumor-vessel contiguity was recorded for each patient (no contiguity with tumor, contiguity of <50 %, or contiguity of >50 %).
Results: 15 patients were surgically explored. Curative resections were attempted in 7 patients and were successful in 5. The positive predictive value for resectability was (517) 71%. 2 patients considered resectable on the basis of CT findings were found to be unresectable at surgery because of vasculer encasement. We found that the overall accuracy of helical CT as a tool for determining whether a pancreatic cancer was resectable was 87% (13115) patients).
Conclusion: Helical CT is a useful technique for preoperative staging of pancreatic cancer.

9.Antibiotic resistance of staphyloccocal strains isolated from wound specimens
Birsen Durmaz Çetin, Nuran Özcan, Mehtap Oktar, Alper Gündüz, Mustafa Gül
Pages 44 - 47
Amaç: Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji laboratuarında, 1999-2002 yılları arasında değişik kliniklerden gönderilen yara örneklerinden izole edilen 1080 stafilokok suşunun çeşitli antibiyotiklere dirençleri araştırılmıştır.
Gereç ve yöntem: Bakteri tanımlamaları koloni morfolojisi, üreme ve gram boyanma özellikleri, katalaz ve koagülaz testleri ile gerçekleştirildi. Bu suşların metisilin, sefazolin, erit-romisin, tetrasiklin, gentamisin, arnikasın, siprofloksasin, Trimetoprim-Sulfametaksazol (TMPISXT)’ye karşı antibiyotik direnci National Comitee for Clinical Lahoratory Standarts (NCCLS) kriterlerine uyularak Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi ile saptandı. Fusidik asit duyarlılığına ise Comité de L’antibiogramme de la Société Française de Microbiologie’nin kriterlerinden yararlanıldı.
Bulgular: İzole edilen Stafilokok suşlarmm 670‘i (%62) S.aurais, 410‘u (%38) KNS olarak tanımlanmıştır. S. aureus suşunun 260‘/ (%38) metisiline dirençli (MRSA) olduğu belirlenirken, KNS suşunun 220’si (%53) metisiline dirençli (MRKNS) olduğu saptanmıştır. Çalışılan antibiyotiklerin direnç oranları, metisiline dirençli suşlarda duyarlı olanlardan daha yük¬sek saptanmıştır. Vankomisine dirençli suşa rastlanmamıştır. Metisiline dirençli suşlara karşı, etkin antibiyotikler sırasıyla TMP/SMX, fusidik asit, amikasin, siprofloksasin, gentamisin olarak sıralanmıştır.
Sonuçlar: Hastanede gelişen stafilokok enfeksiyonlarında metisilin direnci yanında çoklu antibiyotik direnci hastanemizin önemli bir sorunu olarak görülmektedir.
Objective: To investigate the antibiotic resistance of 1080 staphyloccocal strains isolated from wound specimens sent to the microbiology laboratory by different clinics at Sisli Etfal Training and Research hospital between 1999-2002. Study Design: The identification of bacteria was performed by colony morfology, growth and gram staining features, catatase and coagulase tests. The antibiotic resistance of these strains to methicillin, sefazolin, erythromycin, tetracycline, gentamicin, amikacin, ciprofloxacin, TMP/SXT was investigated according to NCCLS criteria by Kirby-Bauer disc diffusion method. The susceptibility to Fusidic acid was performed according to the criteria of Comité de L’antibiogramme de la Société Française de Microbiologie.
Results: Out of the isolated staphyloccocal strains 670 (62%) were S. aureus and 410 (38%) were coagulase negative staphylococci. Among S.aureus strains 260 (38%) and 220 (53%) of coagulase negative staphyloccocal strains were methicillin resistant. The antibiotic resistance rate to the tested antibiotics was higher among the methicillin resistant strains. Vancomycin resistance was not found. The most active antibiotics against methicillin resistant strains were TMP/SMX, fusidik Asit, amikasin, ciprofloxacin, gentamicin.
Conclusions: It seems that in staphyloccocal infections developing in hospitals, besides methicillin resistance, multiple drug resistance continues to be a serious problem in our hospital.

CASE REPORT
10.Reactive thrombocytosis secondary to infection in a patient with idiopathic thrombocytopenic purpura
F. Kerim Küçükler, Çiğdem Y. Ersoy, S. Kerem Okutur, Cemal Bes, Göktuğ Şirin, Ülkü Kerimoğlu, Sertaç Öztürk, Levent Dalar, Fatih Borlu
Pages 48 - 52
İdiyopatik trombositopenik pıtrpura (ITP) tedavisinde platelet sayısını arttırmak iciıı steroidler, immunsupresif ajanlar ve splenektomi kullanılmaktadır. Reaktif trombositoz infeksiyon, travma, malignaıısi gibi çeşitli durumlarda platelet sayısının normalin üzerine çıkmasıdır. Literatürde ITP hastalarında reaktif trombositozım görülebildiğine dair az sayıda yayın bulunmaktadır.
In treatment of idiopathic thrombocytopenic purpura (ITP) steroids, immunosuppresive agents and splenectomy is used to increase the platelet count. Reactive thrombocytosis is defined as an increase in platelet count above normal secondary to the presence of various conditions such as infection, trauma and malignancy. In the literature occurence reactive thrombocytosis in the setting of ITP has rarely been reported.

11.Pigmented villonodüler synovitis of the knee joint
Ahmet Mesrur Halefoğlu, Sami Yakut, Muhammet Acar
Pages 53 - 55
Pigmente villonodüler sinovit eklemleri, bursaları ve tendon kılıflarını döşeyen siııovial membranm proliferatif bir hastalığı olup, genellikle benign bir durum olarak kabul edilmektedir. Hastalık hemen daima monoartikiilerdir ve diz eklemi en sık tutulan eklemdir. Biz olgu sunumumuzda 53 yaşındaki bir erkek hastada sağ diz eklemine ait yaygın pigmente villonodüler sinovit tutulumunu gösterdik ve hastalığın klinik görünümünü, patolojisini, tedavisini ve tanısında manyetik rezo¬nans göriintiilmenin değerini tartıştık.
Pigmented villonodular synovitis ( PVNS ) is a benign, proliferative disease of the synovial membrane of joints, tendon sheaths, and bursas. It is almost always monoarticular and the knee is the most commonly affected joint, hi our case report, we have presented an extensive PVNS of the right knee joint in a 53 year ohl male patient and discussed clinical appearance, pathology, treatment and the value of the magnetic resonance imaging in the diagnosis of this pathologic condition.

12.Pemhigus vulgaris with external ear involvement: a case report
Eda Kumbasar, Gonca Gökdemir, Berna Uslu- Coşkun, Ilknur Kıvanç- Altunay, Adem Köşlü, Damlanur Sakız
Pages 57 - 59
Pemfigus vulgaris, normal deride veya miiköz memhranlarda hüllerle seyreden nadir otoimmün bir hastalıktır. Pemfigus vulgarisin deri lezyonları tipik hallerden ve ülserasyonlardan oluşur. Lezyonların çoğu oral mukozada haşlar. Oral mukoza dışında konjunktiva, farenks, larenks, özefagus, iiretra, vulva ve serviks tutulumu bildirilmiştir. Burada nadir hir lokalizasyon olması nedeniyle dış kulak yolu tutulumu olan pemfigus vulgarisli 72 yaşındaki erkek hasta sunulmaktadır.
Pemphigus vulgaris is a rare autoimmune disorder characterized by bullae appearing upon normal skin or mucous membranes. Skin lesions of pemphigus vulgaris present clinically typical bullae formation and ulceration. Most of the lesions start initially in the oral mucosa. Other mucosal involvements are conjunctiva, pharynx, larynx, oesophagus, urethra, vulva and cervix. We present the case of a 72 year old man with pemphigus vulgaris involving external ear mucosa.

13.An extremely rare limb defect with esophageal atresia: phocomelia
Mustafa Inan, Turan Ceylan, Naci Öner, Burhan Aksu, Mehmet Pul
Pages 60 - 63
Özefagus atrezisine sıklıkla başka sistemlere ait anomaliler eşlik eder. Bu tür hastaların bir kısmı VACTERL birlikteliği şeklinde karşımıza çıkar. Özefagus atrezisiyle akciğer hipoplazisi seyrek de olsa görülen bir durum olmasına rağmen, fokomeli beraberliği daha önce bildirilmemiştir. Bu olgu sunu¬munda özefagus atrezisi, distal trakeaözefageal fistülü, fokomelisi ve pulmoner hipoplazisi şüphesi olan bir kız yenidoğan literatür bilgileri eşliğinde sunuldu.
Esophageal atresia is often associated with anomalies of other systems. It is also a part of VACTERL association. However, phocomelia has not been reported with esophageal atre¬sia before. In this case report, we present a female newborn with review of the literature that had esophageal atresia, distal tracheoesophageal fistula, phochomelia and suspicious pulmoner hypoplasia.

LookUs & Online Makale