ISSN : 1302-7123 | E-ISSN : 1308-5123
Şişli Etfal Tıp Bülteni - Med Bull Sisli Etfal Hosp: 59 (2)
Cilt: 59  Sayı: 2 - 2025
1. 
Ön Sayfalar
Front Matter

Sayfalar I - IX

ORIJINAL ARAŞTIRMA
2. 
Türkiye'deki Ortopedistlerin Meslek Hastalıkları ve Güvenliği
Occupational Diseases and Safety among Orthopedic Surgeons in Türkiye
Merdan Artuc, Hilmi Karadeniz, Tahir Mutlu Duymus, Erhan Sukur, Engin Carkci, Mehmet Akif Cacan, Ibrahim Azboy
PMCID: PMC12314457  doi: 10.14744/SEMB.2025.44442  Sayfalar 145 - 150
Amaç: Ortopedistler arasında meslek hastalıkları genellikle hafife alınmakta ve göz ardı edilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'deki ortopedistlerin meslekle ilgili yaralanmaların sıklığını ve bunların ortopedistler üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladık.
Yöntemler: Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği (TOTBID) mail grubunun tüm üyelerine e-posta yoluyla modifiye edilmiş bir web tabanlı anonim fiziksel rahatsızlık anketi ve Kısa Form-36 (SF-36) gönderildi. Veriler toplandı ve analiz edildi.
Bulgular: Toplam 217 ortopedist anketi tamamladı. En sık görülen kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları arasında bel ağrısı (%73), el bileği tendiniti (%36), lateral epikondilit (%29) ve omuz ağrısı (%28) yer almaktadır. Cerrahların %98'i en az bir kez iğne batması veya keskin alet yaralanmasıyla karşılaşmıştı ve bunların sadece üçte biri özel tedavi görmüştü. Cerrahların koruyucu ekipman kullanmama davranışları, cerrahların yaşıyla ilişkiliydi (p=0,03).
Sonuç: Bu çalışma, Türkiye'deki ortopedistlerde meslekle ilgili yaralanmaların prevalansının yüksek olduğunu vurgulamaktadır. Aynı zamanda, ortopedistlerin mesleki yaralanmalar konusundaki farkındalıklarının artırılması, önlem stratejilerinin geliştirilmesi ve bu meslek hastalıklarına yönelik zamanında ve etkili müdahalelerin yapılmasını sağlayabilir. (SETB-2025-01-012)

3. 
Ortopedi Uzmanlık Eğitimi Geliştirme Sınavlarında Yapay Zeka Modellerinin Ortopedi Asistanlarına Karşı Performansı
Performance of AI Models vs. Orthopedic Residents in Turkish Specialty Training Development Exams in Orthopedics
Enver Ipek, Yusuf Sulek, Bahadir Balkanli
PMCID: PMC12314458  doi: 10.14744/SEMB.2025.65289  Sayfalar 151 - 155
Amaç: Yapay zeka (AI) ilerlemeye devam ettikçe, tıp eğitimine ve klinik karar verme sürecine entegrasyonu büyük ilgi görmüştür. ChatGPT-4o, Gemini, Bing AI ve DeepSeek gibi büyük dil modelleri, özellikle uzmanlık eğitimi sınavlarında sağlık uzmanlarını destekleme potansiyelini göstermiştir. Bununla birlikte, bu modellerin uzmanlaşmış tıbbi değerlendirmelerde insan performansını bağımsız olarak ne ölçüde eşleştirebileceği veya aşabileceği belirsizliğini korumaktadır. Bu çalışma, 2010-2021 yılları arasında gerçekleştirilen Uzmanlık Eğitimi Geliştirme Sınavlarında (UEGS) bu AI modellerinin performansını ortopedi asistanları ile sistematik olarak karşılaştırmayı ve doğruluklarına, açıklama derinliklerine ve klinik uygulanabilirliklerine odaklanmayı amaçlamaktadır.
Yöntemler: Bu retrospektif karşılaştırmalı çalışma, UEGS sorularının ChatGPT-4o, Gemini, Bing AI ve DeepSeek'e sunulmasını içermektedir. Sınavlara 2010-2021 yılları arasında giren ortopedi asistanları kontrol grubu olarak görev yapmıştır. Yanıtlar doğruluk, açıklayıcı ayrıntı ve klinik uygulanabilirlik açısından değerlendirilmiştir. İstatistiksel analiz, performans karşılaştırması için tek yönlü ANOVA ve post-hoc testleri ile SPSS Version 27 kullanılarak gerçekleştirilmiştir.
Bulgular: Tüm AI modelleri doğruluk açısından ortopedi asistanlarından daha iyi performans göstermiştir. Bing AI en yüksek doğruluk oranlarını (%64,0 ila %93,0) gösterirken, onu Gemini (%66,0 ila %87,0) ve DeepSeek (%63,5 ila %81,0) takip etmiştir. ChatGPT-4o, yapay zeka modelleri arasında en düşük doğruluğu göstermiştir (%51,0 ila %59,5). Ortopedi asistanları sürekli olarak en düşük doğruluğa sahip olmuştur (%43,95 ila %53,45). Bing AI, Gemini ve DeepSeek 5 yıldan fazla tıbbi deneyime eşdeğer bilgi seviyeleri gösterirken, ChatGPT-4o 2-5 yıl arasında değişmektedir.
Sonuç: Bu çalışma, yapay zeka modellerinin, özellikle Bing AI ve Gemini'nin ortopedi uzmanlık muayenelerinde yüksek düzeyde performans gösterdiğini ve eğitim destek araçları olarak potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, ChatGPT-4o'nun daha düşük doğruluğu, değerlendirmeler için uygunluğunu azaltmaktadır. Bu sınırlamalara rağmen, yapay zeka tıp eğitiminde umut vaat etmektedir. Gelecekteki araştırmalar güvenilirliği artırmaya, görsel veri yorumlamasını dahil etmeye ve klinik entegrasyonu keşfetmeye odaklanmalıdır. (SETB-2025-03-073)

4. 
Dorsal ve Volar El Bilek Ganglion Kistleri için Açık Eksizyonun Karşılaştırmalı Sonuçları: Minimum 2 Yıllık Takip Çalışması
Comparative Outcomes of Open Surgical Excision for Dorsal and Volar Wrist Ganglion Cysts: A Minimum 2-Year Follow-Up Study
Kadir Uzel, Alparslan Uzun, Murat Birinci, Niyazi Cakir, Omer Serdar Hakyemez, Mehmet Akif Cacan
PMCID: PMC12314447  doi: 10.14744/SEMB.2025.17802  Sayfalar 156 - 163
Amaç: Bu çalışmanın amacı, açık volar ve dorsal ganglion kist eksizyonu yaptığımız hastaların minimum 2 yıllık fonksiyonel sonuçlarını, klinik skorlarını ve komplikasyonlarını değerlendirmek ve karşılaştırmaktır.
Yöntemler: Hastalar kist lokalizasyonuna göre dorsal ve volar olarak iki gruba ayrıldı. Fonksiyonel sonuçlar, el bilek ROM (range of motion), QDASH (quick disability arm shoulder hand), PRWE (patient rated wrist evaluation) ölçeği ve ağrı için VAS (visual analogue scale) kullanılarak analiz edildi. Cerrahi sonrası kist boyutu ve lokalizasyonuna göre karşılaştırıldı. Ek olarak, komplikasyonlar ve nüks oranları incelendi.
Bulgular: Çalışmada 34 dorsal ganglion kisti (19 kadın, %56) ve 19 volar ganglion kisti (15 kadın, %79) dahil olmak üzere toplam 53 hasta değerlendirildi. Hastaların ortalama yaşı 34.1 yıl (aralık: 18 ila 68) ve ortalama takip süresi 73.8 aydı (aralık: 26 ila 136). Cerrahi süre volar kistler için daha uzundu (p=0.01). Ekstansiyon için, ROM'daki değişiklik volar kistlerinde 3.9±6.3 derece (p=0.01) iken, dorsal kistlerde bu değişiklik 2.0±6.0 derece (P = 0.05) olarak ölçülmüştür. Postoperatif dönemde el bilek fleksiyonundaki artış, volar ganglion kistlerinde anlamlı derecede yüksekti (p<0.01). QDASH, PRWE ve VAS skorları için iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). Volar kistlerinde nüks ve komplikasyon oranları yaklaşık 2 kat daha yüksekti.
Sonuç: Açık cerrahi eksizyon, orta ve uzun vadeli sonuçlara bakıldığında yüksek hasta memnuniyeti ve düşük nüks ve komplikasyon oranları ile başarılı bir tedavi yöntemidir. (SETB-2024-12-207)

5. 
Nazal Cerrahilerin Nazal Ünsüzlerin Akustiği Üzerine Olan Etkisi
The Effects of Nasal Surgeries on the Acoustics of Nasal Consonants
Ozan Tuysuz, Mehmet Akif Kilic, Serdal Celik, Suat Turgut
PMCID: PMC12314459  doi: 10.14744/SEMB.2025.82258  Sayfalar 164 - 172
Amaç: Bu çalışmada nazal cerrahi girişimler olan septoplasti, fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi ve septorinoplastinin nazal ünsüzler üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Prospektif çalışma, 72 hastanın ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 1. ve 3. aylarda ses kayıtları alınıp, nazalans değerlerindeki değişimler esas alınarak yapıldı. Hastalardan önceden belirlenen konuşma materyallerini yüksek sesle okumaları istendi. Konuşma materyalleri Praat Yardımlı Nazalans Ölçer (PYNÖ) sistemi kullanılarak kayıt ve analiz edildi. Nazalans değerlerinin ameliyat öncesi döneme göre, ameliyat sonrası 1. ve 3. aylardaki değişimine, ameliyat türünün etkisi araştırıldı.
Bulgular: Çalışma sonuçlarına göre septoplasti ve fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi gruplarında ameliyat öncesi döneme göre ameliyat sonrası, hem erkeklerde hem de kadınlarda nazal ünsüzler ve nazal cümle nazalans değerlerinde anlamlı yükselmeler gözlendi. (p<0.05) Septorinoplasti grubunda ise erkek hastalarda ameliyat öncesi döneme göre ameliyat sonrası değerlerde anlamlı değişiklik gözlenmedi (p>0.05). Kadın septorinoplasti grubunda ise ameliyat öncesi döneme göre ameliyat sonrası nazalans değerlerinde düşüş gözlendi ancak anlamlı farklılık saptanmadı. (p>0.05)
Sonuç: Profesyonel ses kullanıcıları için rinolojik cerrahileri takiben rezonans değişiklikleri hakkında kapsamlı bilgilendirilme yapılmalıdır. Sonuçlar hakkında açık bir şekilde bilgilendirme, daha bilinçli karar vermeyi destekleyebilir. Hasta beklentilerini yönetebilir ve ses kalitesiyle ilgili ameliyat sonrası memnuniyetsizlik riskini azaltabilir. (SETB-2024-12-203)

6. 
Kalp Cerrahisinde Soğuk Aglütinin Taramasının Rolü: Gereklilik mi, Gereksizlik mi?
The Role of Cold Agglutinins Screening in Cardiac Surgery: Necessity or Redundancy?
Osman Fehmi Beyazal, Bilge Ecemis Yilmaz, Korhan Erkanli
PMCID: PMC12314445  doi: 10.14744/SEMB.2025.60863  Sayfalar 173 - 177
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türk toplumunda kalp cerrahisi geçiren hastalarda soğuk aglutininlerin (SA) yaygınlığını belirlemek, preoperatif tanının önemine dikkat çekmek ve klinisyenlerin soğuk hemaglutinin hastalığı (SHD) konusunda farkındalığını artırmaktır.
Yöntem: 2012-2022 yılları arasında elektif kalp cerrahisi geçiren 4273 hasta incelendi. Tüm hastalar rutin olarak SA açısından tarandı. Hastalar iki gruba ayrıldı: 18-49 yaş arası (Grup 1) ve 50 yaş üstü (Grup 2). Yaş grupları ve cinsiyetler karşılaştırılarak prevalans analizi yapıldı.
Bulgular: Tüm hastalar arasında SA 390 (%9,12) kişide pozitifti. Tüm hasta gruplarında ve kadınlarda grup 1 ve grup 2 arasında fark yoktu. Ancak, SA'nın grup 2'de erkeklerde grup 1'e kıyasla daha yüksek olduğu bulundu (sırasıyla n=154 (%8,9) ve n=65 (%6,6), p=0,47). SA'nın kadınlarda erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu bulundu (sırasıyla n=171 (%10,9), n=219 (%8,07), p=0,015).
Sonuç: Türk popülasyonunda kalp cerrahisi geçiren hastalarda SA'ların önemli ölçüde yüksek olduğunu bulduk. SA, hipoterminin kullanıldığı kalp cerrahisi için önemlidir ve bu patolojinin ameliyat öncesi dönemde rutin olarak taranması gerektiğine inanıyoruz. Göz ardı edilemeyecek bu oranlar nedeniyle kalp ekibinin SHD hakkında klinik farkındalığı artırılmalıdır. (SETB-2024-12-206)

7. 
Hipoksik İskemik Ensefalopatide Kısa Dönem Prognoz Tahmini için aEEG Değerlendirmesi: 11-Yıllık Deneyim
aEEG Assessment for Short-Term Outcome Prognosis Prediction in Hypoxic Ischemic Encephalopathy: An 11-Year Experience
Muhittin Celik, Ali Bulbul, Osman Akdeniz
PMCID: PMC12314463  doi: 10.14744/SEMB.2025.28913  Sayfalar 178 - 185
Amaç: Hipoksik iskemik ensefalopati (HİE), yenidoğan morbidite ve mortalitesinin önde gelen nedeni olmaya devam etmektedir. Terapötik hipotermi (TH) nöroprotektif etkisi kanıtlanmış tek yöntem olup, bu çalışmanın amacı, TH uygulanan hastaların kısa dönem sonuçlarını değerlendirmektir.
Yöntemler: Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde modifiye Sarnat evrelemesine göre Evre II veya Evre III HİE tanısı ile TH tedavisi alan hastaların demografik, klinik özellikleri, laboratuvar ve aEEG sonuçları retrospektif olarak analiz edildi.
Bulgular: Çalışmaya toplam 101 hasta dahil edildi. Hastaların gebelik yaş ortalaması 38,8±1,5 hafta, doğum ağırlığı ortalaması 3215±499,5 g ve %40,6’sı kızdı. Modifiye Sarnat evrelemesine göre hastaların %50,5’i Evre II, diğerleri Evre III HİE olarak değerlendirildi. En sık peripartum risk faktörleri mekonyumlu doğum (%25,7) ve uzamış veya zor travaydı (%20,7). Evre II ve Evre III HİE olan hastalarda mortalite oranları sırasıyla %5,9 ve %26 idi. Exitus olan hastaların 6. saat aEEG arka plan aktivitesi, bir hastada orta derecede anormal, 15 hastada ise ağır derecede anormal voltaj olduğu saptandı. Mortaliteye en etkili faktör ise akut böbrek hasarı idi.
Sonuç: Çalışmamızda, Evre III HİE tanılı yenidoğanların ölüm oranları daha fazla olduğu, mortaliteye en etkilifaktörün akut böbrek hasarı olduğu, aEEG izleminde 6. saat voltaj aktivitesinin prognozu öngörmede yararlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. (SETB-2025-01-08)

8. 
Oral Isotretinoinin Deri ve Serum FoxO3, TRAIL, p53 Seviyeleri ve Metabolik Parametreler Üzerine Etkileri
Effects of Oral Isotretinoin on Skin and Serum Levels of FoxO3, TRAIL and p53 and Metabolic Parameters
Yavuz Semiz, Mehmet Alp Matur, Damla Demir, Ezgi Aktas
PMCID: PMC12314460  doi: 10.14744/SEMB.2025.90907  Sayfalar 186 - 193
Amaç: İsotretinoin aracılı apoptozun, isotretinoinin anti-akne yan etkilerinin ana nedeni olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, oral isotretinoin tedavisinin forkhead box transkripsiyon faktörü (Fox)-O3, tümör nekroz faktörü ilişkili apoptozu indükleyen ligand (TRAIL), p53’ün deri ve serum düzeyleri ve metabolik parametreler üzerindeki etkilerini araştırmak ve bu parametrelerin birbirleriyle olan ilişkisini incelemektir.
Yöntemler: Oral isotretinoin tedavisini uygun kümülatif dozda alan 16 akne vulgaris hastası bu prospektif çalışmaya dahil edilmiştir.
Sonuçlar: Tedavi sonunda başlangıca kıyasla, vücut kitle indeksi, bel çevresi, sistolik kan basıncı, C-reaktif protein (CRP) ve ferritin değerlerindeki azalmalar istatistiksel olarak anlamlıydı (sırasıyla p=0.028, p=0.029, p=0.008, p=0.046 ve p=0.003). Tedavi sonunda başlangıca kıyasla serum düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-C), trigliserid (TG), toplam kolesterol, gama glutamil transferaz (GGT) ve FoxO3 seviyelerindeki artışlar istatistiksel olarak anlamlıydı (sırasıyla p=0.001, p=0.004, p<0.001, p=0.010, p=0.007). Tedavi başlangıcı ve sonu arasındaki değerler incelendiğinde, serum FoxO3 seviyelerindeki değişimler serum TRAIL seviyelerindeki değişimlerle pozitif korelasyon gösterdi (r=0.674, p=0.004). Serum FoxO3 düzeylerindeki değişiklikler, açlık kan şekeri düzeylerindeki değişikliklerle pozitif korelasyon gösterdi (r=0.540, p=0.031). Serum TRAIL düzeylerindeki değişiklikler, sistolik kan basıncı (r=0.552, p=0.027) ve diyastolik kan basıncı (r=0.511, p=0.043) değerlerindeki değişikliklerle pozitif korelasyon gösterdi. Serum p53 düzeyleri ile serum LDL-C düzeylerindeki değişiklikler de pozitif korelasyon gösterdi (r=0.499, p=0.049).
Sonuç: İsotretinoin tedavisi, deri ve serum FoxO3 ve TRAIL seviyelerinde artışa, deri ve serum p53 değerlerinde ise azalmaya neden olmuştur. Ancak, sadece serum FoxO3 seviyelerindeki artış istatistiksel olarak anlamlıydı. p53 düzeylerindeki gözlenen azalma, isotretinoine bağlı istenmeyen yan etkilerin sadece p53 aracılı apoptoza bağlı olmadığını düşündürmekte ve bu durum ilacın güvenlik profilinin sanıldığından iyi olduğunu düşündürmektedir. İsotretinoin tedavisi sonrası metabolik parametrelerdeki değişim ile serum TRAIL, p53 ve FoxO3 değerlerindeki değişim arasındaki korelasyonlar, isotretinoinin metabolik yan etkilerinin bu moleküller ile ilgili olabileceğini düşündürmektedir. (SETB-2024-09-144)

9. 
Dermatoloji Kliniğinde Kronik Spontan Ürtiker Hastalarında Omalizumab Kullanımının Gerçek Yaşamda 10 Yıllık Analizi
A 10-Year Real-World Analysis of Omalizumab Use in Chronic Spontaneous Urticaria Patients at a Dermatology Clinic
Pinar Ozdemir Cetinkaya, Zulkuf Arslan, Berkay Dirliktutan, Nermin Karaosmanoglu
PMCID: PMC12314462  doi: 10.14744/SEMB.2025.79059  Sayfalar 194 - 199
Amaç: Kronik spontan ürtiker (KSÜ), 6 haftadan uzun süren tekrarlayan kabarıklıklar ve/veya anjiyoödem ile karakterizedir. Hastalık, öngörülemeyen, şiddetli kaşıntı ataklarıyla karakterize olup, hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler ve çoğu zaman onları tıbbi tedavi aramaya yönlendirir. Bu çalışmanın amacı KSÜ’lü hastalarda omalizumabın etkinliğini değerlendirmek ve etkinliğini belirleyen faktörleri belirlemektir.
Metod: Bu retrospektif tanımlayıcı çalışmada, üçüncü basamak bir dermatoloji kliniğinde omalizumab tedavisi alan 159 KSÜ hastasının kayıtlı verileri analiz edildi. Çalışmada hasta demografisi, alerjik durumlar, omalizumab dozu, tedavi yanıt süresi, etkinlik, kullanım süresi ve ek ilaçlar kaydedildi. Ayrıca toplam IgE düzeyleri de dahil edildi.
Bulgular: Yüz elli dokuz KSÜ hastasından 112'si (%70,4) kadın, 42'si (%29,6) erkekti ve ortanca yaş 43'tü (IQR = 20). Hastalar arasında 156'sı (%98,1) 300 mg doz omalizumab alırken, 3'ü (%1,9) 450 mg aldı. Ek olarak, 41 hasta (%25,8) omalizumaba ek olarak antihistaminikler ve kortikosteroidlere ihtiyaç duyarken, 118 hasta (%74,2) sadece omalizumab ile tedavi edildi. Ortanca yanıt süresi 3 aydı. Yüz on altı hastada (%73) tam yanıt ve 39 hastada (%24,5) kısmi yanıt görüldü. Dört hastada (%2,5) yanıt alınamadı. Hastalar sadece omalizumab alanlar ve kombinasyon tedavisi alanlar olarak iki gruba ayrıldığında omalizumaba verilen ortanca yanıt süresi kombinasyon tedavisi grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzundu (ortalama=2,53±0,76, ortanca=3, ÇA=1 vs ortalama=3,49±1,63, ortanca=3, ÇA=0). Hastalar total IgE değeri için 20 IU/ml kesme değerine göre iki gruba ayrıldığında, IgE düzeyleri 20'den yüksek olan grupta tam yanıt verenlerin oranı anlamlı derecede daha yüksekti.
Sonuç: Bu çalışmada KSÜ’lü hastaların çoğunluğu omalizumaba iyi yanıt verdi ve önemli bir kısmı tam yanıt elde etti. Ek olarak, daha yüksek IgE düzeyleri (>20 IU/ml) tedaviye tam yanıt olasılığının daha yüksek olmasıyla ilişkilendirildi. Bu bulgular omalizumab'ın KSÜ için etkili bir ajan olduğunu ve yüksek IgE düzeylerine sahip hastaların tedaviye daha iyi yanıt verebileceğini düşündürmektedir. (SETB-2025-02-047)

10. 
Parkinson Hastalığında Depresyon ve Anksiyete: Prevalans ve İlişkili Risk Faktörleri
Depression and Anxiety in Parkinson’s Disease: Prevalence and Associated Risk Factors
Ceren Alis, Derya Selcuk Demirelli, Elvin Ay, Gencer Genc
PMCID: PMC12314451  doi: 10.14744/SEMB.2025.90767  Sayfalar 200 - 205
Amaç: Parkinson hastalığı (PH), depresyon ve anksiyete dahil olmak üzere motor ve non-motor semptomlarla karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır ve bu semptomlar hastaların yaşam kalitesini önemli ölçüde etkiler. Bu psikiyatrik semptomların risk faktörleri tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışma, PH'deki depresyon ve anksiyetenin sıklığını ve potansiyel risk faktörlerini belirlemeyi amaçlamaktadır.
Yöntemler: Bu çalışma için, idiopatik PH tanısı olan 99 hasta prospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Depresyon ve anksiyete, sırasıyla Hasta Sağlık Anketi-9 (Patient Health Questionnaire-9=PHQ-9) ve Yaygın Anskiyete Bozukluğu-7 (Generalized Anxiety Disorder-7=GAD-7) ölçekleri kullanılarak değerlendirildi. Motor semptomlar, uyku bozuklukları ve yaşam kalitesi gibi klinik ve demografik değişkenler, regresyon modelleri kullanılarak analiz edildi.
Bulgular: Hastaların %57,5'inde depresyon, %48,4'ünde anksiyete ve %36,3'ünde hem depresyon hem de anksiyete tespit edildi. Apomorfin kullanımı, daha düşük PHQ-9 puanlarıyla ilişkiliyken (p=0.031), huzursuz bacaklar sendromu (HBS) varlığı, daha yüksek PHQ-9 puanlarıyla ilişkili bulundu (p=0.037). Anksiyete için genç yaş önemli bir risk faktörüydü (p=0.007). Hem depresyon hem de anksiyete varlığının, yaşam kalitesinde bozulmaya neden olduğu saptandı (ikisi için de p<0.001).
Sonuçlar: Çalışmamız, PH'de depresyon ve anksiyetenin yüksek prevalansını vurgulamaktadır. Depresyon için HBS varlığı, anksiyete için ise genç yaş önemli risk faktörleridir. Apomorfin kullanımı depresyona karşı koruyucu gibi görünmektedir. Hem depresyon hem de anksiyete yaşam kalitesini bozmaktadır. Bu bulgular, PH'de rutin psikiyatrik taramanın önemini ortaya koymakta ve depresyon ile anksiyetenin tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizmektedir. (SETB-2025-03-068)

11. 
Hakkari İlinde Bir Yıllık Bruselloz Seropozitifliğinin Araştırılması: Çok Merkezli Kesitsel Bir Çalışma
Investigation of Brucellosis Seropositivity in Hakkari Province over One Year: A Multicenter Cross-sectional Study
Caglar Irmak, Aynur Dindar, Ihsan Kulaksiz, Gulsum Uzug, Eyyub Karacan
PMCID: PMC12314444  doi: 10.14744/SEMB.2025.99896  Sayfalar 206 - 211
Amaç: Bruselloz, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde yaygın zoonotik bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin Hakkari ilinde 1 yıllık dönemdeki bruselloz prevalansını araştırmaktır.
Yöntemler: Ocak-Aralık 2023 tarihleri arasında Hakkari'nin üç ana hastanesinde 12.742 hastadan alınan serum örnekleri kullanılarak retrospektif kesitsel bir çalışma yürütüldü. Hastaların demografik verileri, başvuru zamanı, başvurduğu klinik ve seroloji test sonuçları toplandı ve kaydedildi. Bruselloz seropozitifliğini belirlemek için Rose Bengal Testi (RBT) ve Standart Tüp Aglütinasyon (STA) testleri yapıldı.
Bulgular: Örneklerin %6,6'sında RBT testi pozitif çıkarken, %3,2'sinin ≥1/320 STA titresi ile bruselloz için seropozitif olduğu doğrulandı. Bruselloz seropozitifliği, en yüksek Ağustos ayında görülmüş olup, özellikle 25-44 yaş arası kadınlar arasında daha yüksek bir prevalansa sahipti. Hastaların çoğu dahiliye kliniklerine başvurmuştu ve en yüksek seroprevalans enfeksiyon hastalıkları kliniklerinde gözlendi. Seroprevalans yaş, cinsiyet ve klinikler arasında istatistiksel olarak anlamlıydı (p < 0,05).
Sonuçlar: Bu çalışma, Hakkari ilinde bruselloz seroprevalansının 2023 yılında %3,2 olduğunu göstermiştir. Bruselloz ilimizde hala endemiktir ve bruselloz bulaşını azaltmak için halk sağlığı önlemlerine ihtiyaç vardır. Bu çalışmanın sonuçlarının bölgedeki epidemiyolojik çalışmalar için veri sağlayacağına inanıyoruz. (SETB-2024-11-185)

12. 
Alkol İlişkili Kronik Karaciğer Hastalığında Endosonografi ile Pankreas Morfolojisinin Değerlendirilmesi
Assessing Pancreatic Morphology via Endosonography in Alcohol-induced Chronic Liver Disease
Sezgin Vatansever, Elvan Isik, Hakan Camyar, Sinan Akay, Emrah Alper
PMCID: PMC12314453  doi: 10.14744/SEMB.2025.15975  Sayfalar 212 - 217
Amaç: Alkol tüketimi, karaciğer sirozu ve kronik pankreatit (KP) için önemli bir risk faktörüdür. Pankreatik değişiklikler ile alkolik siroz arasındaki ilişki, sınırlı tanısal araçlar nedeniyle tam olarak anlaşılamamıştır. Endosonografi (EUS), fibrozisin erken evrelerinde bile pankreatik morfolojik değişiklikleri tespit etmek için yüksek hassasiyetli bir yöntemdir.
Yöntemler: Bu çalışmaya Şıbat 2010-Şubat 2017 tarihleri arasında, klinik, biyokimyasal ve görüntüleme bulgularına dayanarak alkolik siroz tanısı konulan 71 erkek hasta dahil edilmiştir. Siroz ve pankreatitin diğer nedenleri dışlandı. Endoskopik ultrasonografi (EUS), midazolam ve propofol ile sedasyon altında gerçekleştirildi. Radial bir prob kullanılarak, pankreas morfolojisi Rosemont kriterlerine göre dört kategoriye ayrıldı: normal, KP için belirsiz, KP’yi düşündüren ve KP ile uyumlu. Alkol ve sigara öyküsü, karaciğer fonksiyonu ve portal hipertansiyon göstergeleri gibi klinik veriler kaydedildi.
Bulgular: EUS değerlendirmesi, 28 hastada (%39,4) normal pankreas morfolojisi, 18 hastada (%25,4) belirsiz bulgular ve 25 hastada (%35,2) KP ile uyumlu veya KP’yi düşündüren bulgular tespit edildi. Lojistik regresyon analizi, yaş, sigara kullanımı, alkol tüketimi, BMI, dalak boyutu, INR, trombosit sayısı ve kompanse siroz gibi değişkenler ile pankreatik değişiklikler arasında anlamlı bir ilişki olmadığını görüldü. Kaplan-Meier analizi, normal pankreas morfolojisine sahip hastalar (3,9 yıl) ile anormal bulgulara sahip hastalar (3,1 yıl) arasında median sağkalım süresi açısından anlamlı bir fark olmadığını görüldü (p=0,792). Normal pankreas morfolojisine sahip bir hastada (%1,4), 3,3 yıl sonra pankreas kanseri gelişmişti. Hepatoselüler karsinom (HCC) insidansı bir yıl içinde %1,7, beş yıl içinde %4,3 olarak kaydedidi. Hepatik ve ekstrahepatik maligniteler, beş yıl içinde %18 oranında görüldü, ancak pankreatik değişiklikler ile anlamlı bir ilişki saptanmadı (p=0,639). Ayrıca, portal hipertansiyonun şiddeti ile pankreatik bulgular arasında bir ilişki bulunamadı. Pankreatik değişiklikler ile mortalite arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmedi.
Sonuç: EUS, alkolik siroz hastalarında pankreatik değişiklikleri değerlendirmek için değerli bir araçtır ve alkol tüketimi ile pankreatik morfoloji arasındaki karmaşık ilişkiye dair önemli bilgiler sunmaktadır. (SETB-2025-01-019)

13. 
Koroner BT Anjiografide Koroner Arter Kalsiyum Skoru ve Stenoz Derecesinin Saptanmasında Epikardiyal Yağ Hacminin Hesaplanmasının Prognostik Değeri
Prognostic Value of Epicardial Fat Volume Quantification Related to Coronary Artery Calcium Score and Degree of Stenosis on Coronary CT Angiography
Ahmet Mesrur Halefoglu, Ugur Yanc, Esra Belen
PMCID: PMC12314446  doi: 10.14744/SEMB.2025.89896  Sayfalar 218 - 225
Amaç: Epikardiyal yağ dokusu volümü koroner arter hastalığının değerlendirilmesinde önemli bir parametre olarak kabul edilir. Çalışmamızın amacı, bilgisayarlı tomografi koroner anjiografi ile epikardiyal yağ volümü ölçümlerinin yaş, cinsiyet, koroner arter kalsiyum skoru ve koroner arter hastalığı şiddetini belirlemedeki prognostik değerini araştırmaktı.
Yöntem: Çalışmamızda, asemptomatik fakat pozitif aile öyküsü olan ya da koroner arter hastalığı varlığını düşündüren tipik veya atipik semptomları olan toplam 688 ardışık hastayı geriye yönelik olarak değerlendirdik. Hastaların tümüne bilgisayarlı tomografi koroner anjiografi yapıldı ve mültiplanar reformat, maksimal intensite projeksiyon ve üç boyutlu miyokardiyal volüm rendering görüntüler elde edildi. Her hastanın koroner arter kalsiyum skoru, koroner arter plak darlık derecesi ve tutulan ana koroner arter sayısı ve epikardiyal yağ volümü hesaplandı. Son olarak, epikardiyal yağ volümleri ile diğer tüm parametreler arasındaki ilişki, Pearson and Spearman korelasyon analizi yöntemi ile araştırıldı.
Bulgular: Erkeklerin epikardiyal yağ volümleri kadınlara göre daha yüksek olup, hastaların cinsiyetleri arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulundu (p=0.001; p<0.01). Koroner arter hastalığı varlığı ve tutulan ana koroner arter sayısı ile epikardiyal yağ volümleri arasında da student t test ile yapılan analizde istatistiksel olarak oldukça yüksek bir korelasyon saptandı (p=0.001; p<0.01). Hastaların yaşı (r=0.271; p=0.001; p<0.01), hesaplanan total koroner kalsiyum skorları (r=0.149; p=0.001; p<0.01), koroner arter hastalığı raporlama ve veri sistemine (CAD RADS) göre belirlenen koroner arter darlığı derecesi (r=0.347; p=0.001; p<0.01) ile epikardiyal yağ volümü ölçümleri arasında istatistiksel olarak önemli fakat zayıf pozitif korelasyon saptandı.
Sonuç: Bilgisayarlı tomografi koroner anjiografi tekniği ile epikardiyal yağ volümü hesaplanmasının potansiyel olarak yeni bir metod olduğunu ve koroner arter hastalığının varlığını ve şiddetini tahmin etmede klinisyenlere yol gösterebileceğini söyleyebiliriz. (SETB-2024-11-195)

14. 
COVID-19 ile İlişkili Multisistem İnflamatuvar Sendromlu Çocuk Hastalarda Kardiyak Bulguların Karşılaştırılması
Comparison of Cardiac Findings in Pediatric Patients with Multisystem Inflammatory Syndrome in Children Associated with COVID-19
Seval Ozen, Harun Terin, Pinar Bayraktar, Ozlem Mustafaoglu, Latife Guder, Fatih Uckardes, Gulay Korukluoglu, Aslinur Ozkaya Parlakay, Ahmet Vedat Kavurt, Ayse Esin Kibar Gul, Yasemin Ozdemir Sahan, Ibrahim Ilker Cetin, Ibrahim Ece
PMCID: PMC12314449  doi: 10.14744/SEMB.2025.29577  Sayfalar 226 - 233
Amaç: Çocuklarda multisistem inflamatuar sendrom (MIS-C), kardiyovasküler anormalliklerin sıklıkla tespit edildiği, COVID-19 'un nadir fakat ciddi, hiperinflamatuar bir komplikasyonudur. MIS-C’de, hangi hastaların kardiyak disfonksiyon geliştireceği ve hangilerinin koroner arter anormallikleri (KAA'lar) yaşayacağı hala belirsizdir. Bunu incelemek amacıyla, hastalar miyokard disfonksiyonu ve/veya KAA'ların varlığına veya yokluğuna göre dört farklı gruba ayrıldı. Gruplar arasında demografik, ekokardiyografik, laboratuvar sonuçları, sonuç ve COVID-19 varyantları açısından herhangi bir fark olup olmadığını belirlemeyi amaçladık.
Yöntem: Temmuz 2020-Agustos 2022 arasında 135 MIS-C tanılı hasta kardiyovasküler tutulumlarına göre 4 gruba ayrıldı.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 104 ay (9-209 ay) ve erkek/kadın oranı 1.45 idi. Hastaların %38'inde LVEF'de azalma ve %44'ünde KAA bulguları vardı. Hastaların %59'u (80/135) çocuk yoğun bakım ünitesine (ÇYBÜ) kabul edildi. ÇYBÜ'da izlenen, kardiyak disfonksiyonları olan daha büyük yaştaki hastalardı. Kardiyak tutulumun şiddeti, sırasıyla Grup 1, Grup 2, Grup 3 ve Grup 4'te şiddetli ile hafif arasında idi. Grup 1, grup 4’e göre istatisliksel olarak daha büyük yaşta (median yaş 146 ay, p=0.008), albümin daha düşük (p=0.015) ve CRP daha yüksekti (p=0.007). LVEF'si düşük olan gruplarda (grup 1 ve 2) ÇYBÜ'ye kabul/kalış süresi ve CRP yüksekliği istatisliksel olarak anlamlıydı. Alfa dalgasında diğer dalgalara göre daha fazla MIS-C hastası gözlendi, ancak kardiyak tutulumun şiddetinde fark yoktu (p=0.25). Hastalarda kardiyak disfonksiyon ve KAA'ların düzeldiği saptandı. Vaka ölüm oranı %1.48 idi.
Sonuç: ÇYBÜ'de izlenen hastalar kardiyak disfonksiyonu olan yaşlı hastalar iken D-dimer, CRP, ferritin düzeyleri daha yüksek, lenfosit, trombosit ve albümin düzeyleri daha düşük saptandı. (SETB-2024-12-202)

15. 
Çocuklarda Streptococcus Anginosus Grubu (SAG) ile İlişkili Enfeksiyonlar
Infections Associated with the Streptococcus Anginosus Group in Children
Isil Ezel Taskin Karacay, Gulsum Iclal Bayhan, Tugba Erat, Hatice Kubra Konca, Pinar Bayraktar, Zehra Nihan Coskun, Selin Yildiz, Bedia Dinc, Aysun Yahsi
PMCID: PMC12314452  doi: 10.14744/SEMB.2025.44270  Sayfalar 234 - 239
Amaç: Streptococcus anginosus (SAG) grubu, Streptococcus milleri grubu olarak da bilinir, S. anginosus, S. intermedius ve S. constellatus'tan oluşur. Deri ve yumuşak doku enfeksiyonları, intra-abdominal enfeksiyonlar, kemik enfeksiyonları, kulak-burun-boğaz (KBB) ve servikal enfeksiyonlar en sık görülen klinik prezentasyonlardır. Bu çalışmada çocuklarda Streptococcus anginosus grubu (SAG) enfeksiyonlarını değerlendirmek amaçlandı.
Gereç ve Yöntemler: 1 Ocak 2019 ile 1 Mart 2024 tarihleri arasında S. anginosus, S. intermedius veya S. constellatus için kültürleri pozitif olan 0-18 yaş aralığındaki hastalar retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Streptococcus anginosus grubu (SAG) bakteri 113 hastanın kültüründe üretildi. SAG, 93 hastada enfeksiyon etkeni olarak tanımlandı. Toplam 93 hastanın 39'u kız (%41,9) ve 54'ü erkekti (%58,1). Hastaların tanı anındaki medyan yaşı 14 yıldı (IQR: 9-17). S. constellatus 46 hastada (%49.5), S. anginosus 36 hastada (%38.7) ve S. intermedius 11 hastada (%11.8) enfeksiyon etkeniydi. Enfeksiyonlar, bölgelere göre deri ve yumuşak doku enfeksiyonları (63 hasta), baş ve boyun enfeksiyonları (23 hasta) ve intraabdominal apseler (7 hasta) olarak sınıflandırıldı. İki hastada eş zamanlı bakteriyemi vardı. 52 hastada (%55.3) altta yatan predispozan faktör vardı. 70 hastada (%74.4) cerrahi drenaj gerekti.
Sonuç olarak, S. constellatus, Streptococcus anginosus grubu (SAG) arasında en sık izole edilen türdü, bunu S. anginosus ve S. intermedius izledi. En sık enfeksiyon bölgesi cilt ve yumuşak dokuydu ve hastaların önemli bir kısmına cerrahi drenaj uygulanması gerekti. Çalışma popülasyonunda eşlik eden bakteriyemi insidansı düşüktü. S. intermedius derin yerleşimli enfeksiyonlarda daha sık izole edildi. (SETB-2024-09-163)

OLGU SUNUMU
16. 
Sağ Ventrikül Çıkış Yolunu Tıkayan İntrakardiyak Glomus Tümörü: Nadir Bir Olgu Sunumu
Intracardiac Glomus Tumor Obstructing the Right Ventricular Outflow Tract: A Rare Case Report
Bilge Ecemis Yilmaz, Osman Fehmi Beyazal, Korhan Erkanli
PMCID: PMC12314448  doi: 10.14744/SEMB.2024.84115  Sayfalar 240 - 243
İntrakardiyak glomus tümörleri, mezenkimal hücrelerden kaynaklanan çok nadir neoplazmlardır. Soliter glomus tümörleri genellikle iyi huyludur ve çoğunlukla uzuvların derisinde görülür. Yine de, uzuvlar dışındaki yerlerde nadiren nonkutanöz visseral glomus tümörleri vakaları bildirilmiştir. Bu olgu sunumunda, sağ ventrikülden cerrahi olarak çıkarılan bir glomangioma vakasını sunuyoruz ve kardiyak tümörlerin ayırıcı tanısının önemine değindik. 57 yaşında bir kadın hasta, dispne ve tekrarlayan aritmi atakları nedeniyle hastanemize sevk edildi. Üç boyutlu transtorasik ekokardiyografi ve kontrastlı toraks BT yapılarak sağ ventrikülde kitle saptandı. Kardiyak cerrahi ile başarılı bir şekilde tedavi edildi. Patolojik incelemelerden sonra, iyi huylu intrakardiyak glomangioma tanısı konuldu. (SETB-2024-07-129)

17. 
Yüksek Riskli Hastalarda Torakal Epidural Anestezi ile Uyanık Torasik Cerrahi: Üç Olgu Sunumu ve Klinik Çıkarımlar
Awake Thoracic Surgery with Thoracic Epidural Anesthesia in High-Risk Patients: Three Case Reports and Clinical Insights
Sevgi Kesici, Figen Uysal, Nur Betul Sancak, Celal Kaya, Onur Derdiyok, Ugur Temel, Ayse Surhan Cinar, Sibel Oba
PMID: 12314450  doi: 10.14744/SEMB.2024.70962  Sayfalar 244 - 247
Torasik epidural anestezi kullanılarak yapılan uyanık torasik cerrahi, özellikle komorbiditesi olan hastalarda genel anesteziye göre önemli avantajlar sunmaktadır. Bu olgu raporunda, torasik epidural anestezi altında uyanık torasik cerrahi geçiren üç kritik hasta sunulmaktadır. İlk vaka, mezotelyoma için torakotomi ile dekortikasyon yapılan ileri kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan 81 yaşındaki erkek hastadır. İkinci vaka, hipertansiyon, koroner arter baypas greft cerrahisi, laringeal kanser ve akciğer tümörü için video yardımlı torasik cerrahi yapılan kalıcı trakeostomi öyküsü olan 73 yaşında bir erkek hastadır. Son olarak üçüncü vaka hipertansiyon, tüberoz skleroz, epilepsi ve interstisyel akciğer hastalığı öyküsü olan 41 yaşında bir kadın hastadır. Tüm hastalara epidural anestezi ve bilinçli sedasyon uygulandı; perioperatif hemodinami stabil şekilde ve ek opioidlere ihtiyaç duyulmadan etkili ağrı kontrolü ile sonuçlandı. Bu vakalar, yüksek riskli hastalarda ağrısız ve komplikasyonsuz torasik cerrahi için torasik epidural anestezinin etkinliğini ve güvenliğini vurgulamakta olup seçilmiş vakalarda genel anesteziye iyi bir alternatif olduğunu göstermektedir. (SETB-2024-09-159)

18. 
Tamamlayıcı Tıpla Yeniden Ortaya Çıkan Bir Hastalık: Arjiri
A Re-emerging Disease with Complementary Medicine: Argyria
Ahmet Kayaalti, Asli Aksu Cerman, Ilknur Kivanc Altunay, Birgul Ozkesici Kurt
PMCID: PMC12314461  doi: 10.14744/SEMB.2024.55553  Sayfalar 248 - 250
Arjiri, ciltte gümüş birikimi olarak tanımlanabilir; bunun nedeni ağız yoluyla veya doğrudan cilten emilme yoluyla gümüşün depolanmasıdır. Cilt ve mukozada renk değişikliğine yol açar. Son yıllarda, insanların tamamlayıcı tıp yöntemlerine olan artan ilgisi ve gümüşün kolloidal formunun pazarlanması, arjiri vakalarında bir artışa neden olmaktadır. Bu nedenle, son dönemde vakalarda görülen artışı vurgulamak amacıyla polikliniğimize başvuran 16 yaşındaki bir erkek hastayı sunmayı hedefliyoruz. Sunulan vakada, güneşe maruz kalan bölgelerde ciltteki renk değişikliği literatürde olduğu gibi daha belirgindir; bu durum gümüşün güneş ışığında katalitik etkisiyle ilgilidir. Bu kalıcı durumu önlemek için yetkililerin gümüş içeren ürünlerin satışını sınırlama veya ürünlerin gümüş içeriğini kısıtlama gibi önlemler alması gerekmektedir. Farkındalığın artırılması da kesinlikle önerilmektedir. (SETB-2023-12-235)

19. 
AQUAfilling® Dolgu Uygulamaları Komplikasyonları Yönetimi
Management of AQUAfilling® Filler Application Complications
Furkan Cestepe, Busra Guclu, Larasu Yildiran, Kamuran Zeynep Sevim
PMCID: PMC12314456  doi: 10.14744/SEMB.2024.04864  Sayfalar 251 - 254
Son yıllarda kullanımı yaygınlaşan AQUAfilling® dolgusu en sık yapılan estetik cerrahi işlemlerden olan meme ve gluteal augmentasyonda kullanılmaktadır. AQUAfilling® dolgu maddesinin insan dokusuyla biyouyumlu olduğu belirtilmesine rağmen, buna bağlı komplikasyonların sayısı artmaya devam etmektedir. AQUAfilling® dolgusunun parankime invazyonu ve dolgu maddesinin ana malzemesi olan poliakrilamidin toksisitesi ve onkojenitesi belirsizliğini korumakla beraber ileri araştırmalara ihtiyaç duymaktadır. Bu çalışmada meme ve gluteal augmentasyon amacıyla AQUAfilling® dolgu enjeksiyonu öyküsü bulunan ve uzun dönem majör komplikasyonlar yaşayan 3 kadın hasta sunulacaktır. AQUAfilling® dolgu materyalinin uzun dönem komplikasyonlarının önemini vurgulamak ve bu komplikasyonların yönetimindeki rekonstrüksiyon seçeneklerine katkıda bulunmayı amaçlamaktayız. (SETB-2024-09-154)

20. 
Adolesan Hastalarda Disfajinin Nadir Bir Nedeni Olarak İlaca Bağlı Özofajit: Dört Olgu Sunumu
Drug-induced Esophagitis as Rare Cause of Dysphagia in Adolescent Patients: Four Case Reports
Busra Tetik Dincer, Nafiye Urganci, Seda Geylani Gulec
PMCID: PMC12314455  doi: 10.14744/SEMB.2024.59196  Sayfalar 255 - 257
İlaç ilişkili özofajit (İİÖ), nadir görülen bir durum olup, vakaların %50'den fazlasından doksisiklin sorumludur. Çoğu vaka önlenebilir ve konservatif tedavi edilebilir. Bu olgu serisinde, merkezimizde tedavi edilen dört İİÖ hastası sunulacaktır.
Yaşları 14, 16, 16 ve 17 olan dört ergen, disfaji ve odinofaji şikayetleri ile kliniğe başvurdu. Tüm hastaların akne vulgaris tedavisi için oral doksisiklin kullanımı öyküsü vardı. Üst GI endoskopi iki vakada torasik özofagusta, diğer iki vakada distal özofagusta erozyonlar ve ülserler ortaya çıkardı. Tüm hastalar konservatif olarak yönetildi ve takip endoskopisinde striktür gelişimi görülmedi.
Disfaji ve odinofaji ile başvuran ergenlerde İİÖ ayırıcı tanıda düşünülmelidir. İlaç kullanımı hakkında uygun eğitim verilmesi, özofajit gelişme riskini azaltabilir. (SETB-2024-07-122)

21. 
CS (O-Klorobenzilinden Maloonitril) Gazı İnhalasyonu Sonrası Özefagus ve Vokal Kord Yanığı Gelişen Bir Yenidoğan Vakası
A Newborn Case of Esophagus and Vocal Cord Burn After CS (O–Chlorobenzylindene Malononitrile) Gas Inhalation
Yucel Pekal, Musa Turgut, Gulay Sonmez Demir, Ece Koyuncu, Osman Uzunlu, Ozmert M. A. Ozdemir
PMCID: PMC12314454  doi: 10.14744/SEMB.2024.41882  Sayfalar 258 - 261
Kendini savunma amacıyla kullanılan ajanlar arasında en sık kullanılan madde O-klorobenziliden malononitril (CS)'dir. CS kullanımının hızlı etki başlangıcı, kısa etki süresi ve minimal yan etkilerle karakterize edildiği öne sürülmüştür. CS maruziyeti sonucu ortaya çıkan klinik durumlar ve vaka serileri incelendiğinde yenidoğan döneminde herhangi bir maruziyet vakasına rastlanmadığını gördük. 40 haftalık doğan, 3260 gram ağırlığında erkek bebek, doğum sonrası 24. günde yabancı birinin ağzına CS sıkması sonucu morarma ve solunum sıkıntısı şikayetiyle acil servise getirildi. Ağızda yaygın hiperemik eroziv lezyon, dilde eksfoliasyon ve bacaklarda ekimoz mevcuttu. Ses tellerinde yaygın ödem ve hiperemi gözlenen hasta entübe edilerek takibe alındı. Üst ve alt göz kapağı membranlarında kornea limbusu ve konjonktivayı kapsayan epitel defekti tespit edildi. Endoskopide yemek borusunda 2. derece yanık olduğu ve bazı bölgelerde normal psödomembran ve mide mukozası olduğu görüldü. Hastanın ağız ve dil çevresinde oluşan lezyonların tamamen düzeldiği görüldü. Taburculuk sonrası çekilen yemek borusu-mide-duodenum grafisinde herhangi bir obstrüksiyon şüphesi görülmedi. Taburculuk sonrası 3. ayda yapılan kontrolde göz muayenesi normal olan hastanın istirahatte hırıltısı devam ediyordu. Meşru müdafaa veya isyan bastırma amacıyla kullanılan CS'nin ilk kez yenidoğan bir hastanın hayatını ciddi şekilde tehdit ettiğini ve belki de takip sırasında kalıcı morbiditelere neden olabileceğini gösterdiğimiz bu vaka, bu tür maddelere erişimin kısıtlanması gerektiğini düşündürmektedir. (SETB-2024-07-119)

LookUs & Online Makale