ISSN : 1302-7123 | E-ISSN : 1308-5123
Şişli Etfal Tıp Bülteni - Med Bull Sisli Etfal Hosp: 47 (2)
Cilt: 47  Sayı: 2 - 2013
ORIJINAL ARAŞTIRMA
1. 
Periferik fasiyal paralizi nedeni ile gabapentin kullanımında sinkinezi gelişimi
Development of synkinesis as a sequela of peripheral facial paralysis treated with gabapentin
Lale Gündoğdu Çelebi, Zeynep Tanrıverdi, Nevin Kuloğlu Pazarcı, Hülya Ertaşoğlu Toydemir, Münevver Gökyiğit
doi: 10.5350/SEMB2013470201  Sayfalar 49 - 54
Amaç: Sinkinezi, fasiyal paralizi sonrası görülen en sık komplikasyonlardan biridir. Sinkinetik hareketler fasiyal sinirden innerve olan kasların anormal senkronizasyonu sonucu meydana gelir. Bu çalışmada fasiyal paralizi sonrasında Gabapentin kullanımının klinik sinkinezi gelişimine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2008- 2010 yılları arasında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Nöroloji Polikliniği ve Nöroloji Polikliniğinde akut periferik fasiyal paralizi kliniği olan toplam 76 hasta alındı. Kırkiki hastaya standart kortikosteroid tedavisi ve periaurikuler ağrı nedeniyle 800 mg/gün Gabapentin tedavisi başlandı. Kontrol grubu olan 34 hastaya, akut periferik fasiyal paralizide uygulanan standart kortikosteroid tedavisi başlandı. Tüm hastalarda fasiyal paralizinin ağırlık derecesi House-Brackmann skalasına göre derecelendirildi. İki grup sinkinezi gelişimi açısından takibe alındı.
Bulgular: Gabapentin grubuna, ortalama yaşı 43,1±14,9 olan, 16’sı kadın toplam 42 hasta alındı. Kontrol grubuna, ortalama yaşı 45,9±16,5 olan 25’i kadın toplam 34 hasta alındı. Gabapentin başlanan hasta grubundaki 7 hastada (%16,7) ve kontrol grubundaki 13 hastada (%38,2) sinkinezi geliştiği saptandı. İki grup arasında klinik olarak sinkinezi gelişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,034). Gabapentin grubu ile kontrol grubu arasında klinik sinkinezi görülme zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p: 0.816). İki grubun takip süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (P: 0.303).
Sonuç: Sinkinezi, periferik fasiyal paralizinin bir komplikasyonudur ve önlenmesi ya da tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi önemlidir. Bu çalışma Gabapentinin sinkinezi tedavisinde etkili olduğunu göstermektedir. Bizim sonuçlarımızın yapılacak çift kör plasebo kontrollü randomize planlanmış daha ileri çalışmalara temel oluşturacağına inanıyoruz.

2. 
Çocuk suprakondiler femur kırıklarına tedavi yaklaşımı
A treatment approach to pediatric supracondylar femur fracture
Adem Şahin, Avşar Özkut, Engin Eceviz, Esat Uygur
doi: 10.5350/SEMB2013470202  Sayfalar 55 - 58
Çocuk suprakondiler femur kırıkları yaygın olarak görülmemektedir ve literatürde bu konu ile ilgili az sayıda yayın mevcuttur. 1990-2010 yılları arasında retrospektif olarak incelenen 279 çocuk femur kırığı olgusunun 16’sında (%5,7) suprakondiler femur kırığı tespit edilmiştir. Femur kırığı tespit edilen bu 16 hastanın üçünde predispozan muskuloskletal hastalıklar tespit edildi [osteogenesis imperfecta (2), serebral palsi (1)]. Nondeplase kırığı olan altı hastaya direkt alçılama, dört hastaya üç hafta traksiyonu takiben anestezi altında pelvipedal alçılama ve altı hastaya da perkütan çapraz K teli ile tespit ve uzun bacak alçılama yapıldı. Hiçbir hastada kaynamama ve enfeksiyon görülmedi. Ameliyat sonrası takiplerde iki hastada topallama şikayeti tespit edildi. Bu hastalardan birinde serebral palsi ile beraber aynı tarafta yüksekte kalça çıkığı vardı. Eklem hareket açıklıkları serebral palsili hastada 30°, diğer hastada 10° ekstansiyon kaybı dışında kalan 14 hastada tam olarak tespit edildi.

3. 
Beyin ölümü tespitinde araştırma hastanesi deneyimi
Experience of research hospital in determination of brain death
Muharrem Battal, Aynur Horoz, Oğuzhan Karatepe, Bülent Çitgez
doi: 10.5350/SEMB2013470203  Sayfalar 59 - 62
Amaç: İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi en çok beyin ölümü tespit edilen merkezlerden biridir. Bu yazıda beyin ölümü tespiti, karşılaşılan sorunlar, travmanın bu konudaki yeri ve ekibimizin bu konudaki tecrübesi paylaşılmaktadır.
Yöntem: Eylül 2007- Ocak 2012 tarihleri arasında Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tespit edilen 62 beyin ölümü ve organları nakil merkezlerine dağıtılan 18 kadavranın kayıtları retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaş, cins, hastanede yattığı süre, ölüm sebebi, beyin ölümü tespit yöntemi, kan grupları kaydedildi.
Sonuç: Beyin ölümü tanısı 62 hastaya kondu ve 18 aile, (bağışlama oranı %29) yakınlarının organlarını bağışladı. Beyin ölümü tanısı alan hastaların 45 erkek ve 17 kadındı. Beyin ölümü tespit edilen en küçük yaş 2, en yüksek 84, ortalama 41 bulundu. Beyin ölümü tespit süresi en erken 16 saat, en uzun süre 600 saat, ortalama 106,2 saatti. Hastaların hepsine apne testi uygulandı. Beyin ölümü olan 36 (%58) hasta travma ve 26 (%42) hasta travma dışı nedenler ile takip edilmekteydi. Travmatik subaraknoid kanama en sık tespit edilen problemdi. Travma dışı sebepler spontan subaraknoid kanama ve intraserebral kanamaydı.
Tartışma: Beyin ölümü tanısının konulmasında en önemli etken sağlık personelinin konuya yaklaşımıdır. Beyin ölümü tespiti sağlık ekibinin sorumluluğudur. Özellikle kafa travmalı olgularda beyin ölümü gelişebileceği akılda tutulmalıdır. Sağlık ekibi profesyonelce yaklaşmalı, beyin ölümü ve organ bağışı sayısının artması için çaba sarf etmelidir.

4. 
Yoğun bakım ünitemizdeki intoksikasyon olgularının geriye dönük incelenmesi
Retrospective analysis of intoxicated patients in our intensive care unit
Tolga Totoz, Hacer Şebnem Türk, Pınar Sayın, Surhan Çınar, Çiğdem Yıldırım, Sibel Oba
doi: 10.5350/SEMB2013470204  Sayfalar 63 - 66
Amaç: İntoksikasyonlar intihar amacıyla, kazayla ya da madde bağımlılığı gibi sebeplerle karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada yoğun bakım ünitemizde üç yıl süresince takip ve tedavi edilen inoksikasyon olgularını incelemeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem: 2007- 2009 tarihleri arasında yoğun bakım ünitemizde intoksikasyon nedeniyle takip edilen 66 olgunun geriye dönük demografik verileri, etken maddeler, yatış süreleri ve mekanik ventilasyon ihtiyaçları incelendi.
Bulgular: Olguların 43’ü kadın, 23’ü erkek idi. Yaş ortalaması 24,92±10,26 olup 11 tanesi 14 yaş ve altındaydı. Ortalama yatış süreleri 2,48±0,76 gündü. Sekiz olguya ortalama 2,28±1,58 gün yapay solunum uygulanmıştır. Olgulardan bir tanesi yatışının üçüncü gününde kaybedilirken, 65 olgu şifayla taburcu edilmiştir. Mantar ve metil alkol intoksikasyonu olan 2 olguya hemodiyafiltrasyon uygulanmıştır. İntoksikasyonlar 3 yıl içinde yoğun bakım ünitemizde yatan hastaların %15’ini oluşturmaktadır. İntihar amacıyla %45 oranında antidepresan kullanılmış ve antidepresan olarak en sık (%63) amitriptilin
seçilmiştir.
Sonuç: Olguların büyük kısmının genç ve sağlıklı olması, toksik doza ulaşmayan ilaç alımı, şuurlarının açık, solunumlarının yeterli olması prognozun iyi, mortalitenin düşük olmasına sebep olmaktadır. Zamanında yapılan doğru müdahale kadar reçetesiz ulaşılabilen ve en büyük intoksikasyon grubunu oluşturan amitriptilinin de satışının kontrolünün gerektiği düşüncesindeyiz.

5. 
Üroloji uzmanlık eğitimi alan öğrencilerin perkütan nefrolitotomi uygulama becerileri yeterli mi?
Are the urology residents capable of the ability of performing percutaneous nephrolithotomy?
Mehmet Taşkıran, Mustafa Kadıhasanoğlu, Mustafa Aydın, Umut Sarıoğulları, Hakan Şirin, Orhan Tanrıverdi, Muammer Kendirci, Cengiz Miroğlu
doi: 10.5350/SEMB2013470205  Sayfalar 67 - 73
Amaç: Perkütan nefrolitotomi (PCNL) operasyonu uygulanan bir klinikte üroloji uzmanlık eğitimi alan öğrencilerin PCNL uygulama becerilerinin uzmanlarla karşılaştırılması.
Gereçler ve Yöntem: Kasım 2004 - Ocak 2012 tarihleri arasında kliniğimizde yapılan 533 PCNL olgusu 2 gruba ayrılarak istatistiksel analiz için uygun olan veriler değerlendirildi. Grup-1 (n=431): Kliniğin
uzmanlarınca gerçekleştirilen operasyonlar; Grup-2 (n=102): Eğitimlerini bu klinikte tamamlayan asistanlarca uzman gözetiminde yapılan operasyonlar olarak belirlendi. Her iki grup; yaş, cinsiyet, vücut
kitle indeksi (VKİ), operasyon süreleri, floroskopi süreleri, taş yüzey alanı, taş hacmi, kan transfüzyon
oranları, böbreğe girilen port sayısı, hastanede kalış süreleri, taştan arınma oranları ve major komplikasyonlar göz önünde bulundurularak karşılaştırıldı. İki gruptan elde edilen verilerin istatistiksel olarak karşılaştırılmasında ki-kare, student-t ve Mann-Whitney U testleri kullanıldı ve p<0,05 anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Her iki grubun verileri değerlendirildiğinde, yapılan gruplar arası istatistiksel karşılaştırmada; cinsiyet, taş alanı, taş hacmi ve nefrostomi kateterlerini alma zamanları açısından istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Ayrıca, her iki grubun komplikasyon oranları ve transfüzyon gereksinimleri arasında da anlamlı fark izlenmedi. Ancak, Grup-2 tarafından uygulanan operasyonların ortalama hastanede kalış süreleri Grup-1’e göre anlamlı derecede daha kısa ve taşsızlık oranları da daha yüksek bulundu (p<0,05). Benzer şekilde, floroskopi kullanım ve operasyon süreleri karşılaştırıldığında ise, Grup-2’nin verileri Grup-1’e göre anlamlı şekilde daha kısa bulundu.
Sonuç: Bu çalışmanın verileri, rutin olarak PCNL uygulanan bir klinikte tıpta uzmanlık öğrencilerinin de PCNL uygulama becerilerinin yeterli düzeye ulaşabileceğini göstermektedir.

6. 
Selim tiroid hastalıklarının cerrahi tedavisinde subtotal ve total tiroidektominin erken ve geç dönem sonuçlarının karşılaştırılması
Comparison of early and late results of total and subtotal thyroidectomy for benign thyroid disease
Kemal Arslan, Ersin Turan, Mehmet Ali Eryılmaz, Emet Ebru Nazik, Osman Doğru
doi: 10.5350/SEMB2013470206  Sayfalar 74 - 78
Amaç: Son yıllarda benign tiroid hastalıklarında total tiroidektomi (TT) uygulanmakta ve önerilmektedir. Ancak TT’nin komplikasyonlarının bilateral subtotal (BST)’den daha fazla olduğu bildirilmiş ve bu endişe halen devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı selim tiroidektomi hastalıklarının tedavisinde TT ile BST ameliyatlarının erken ve geç dönem komplikasyonlarının karşılaştırılmasıdır.
Gereç ve Yöntem: Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde 2004-2008 yılları arasında yapılan BST ve TT ameliyatlarının erken ve geç dönem komplikasyonları incelendi.
Bulgular: BST grubunda 96, TT grubunda 110 hasta çalışmaya alındı. Takip süresi BST grubunda 69.4±8.3 ay (60-84), TT grubunda 52.7±5.3 ay (48-60) idi ve BST grubunda daha uzundu. En sık tespit edilen komplikasyon geçici hipokalsemi idi. Hipokalsemi BST grubunda 10 hastada (%9.1), TT grubunda 7 hastada (%7.3) saptandı. Geçici rekürren laringeal sinir paralizisi BST grubunda 5 hastada (%5.2), TT grubunda 7 hastada (%6.4) saptandı. BST grubunda hematom 4 (%4.2), seroma 3 (%3.1), flep ödemi 5 (%5.2) hastada gelişti. TT grubunda hematom 1 (%1.0), seroma 5 (%4.5) ve flep ödemi 4 (%4.5) hastada saptandı. Kalıcı hipokalsemi BST grubunda 2 hastada (%2.1), TT grubunda 3 hastada (%2.7) gelişti. BST grubunda 1, TT grubunda 2 hastada (%1.5) kalıcı rekürrenlaringeal paralizisi gelişti. Demografik özellikler ve komplikasyonlar açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu. BST grubunda 6 (%6.3) hastada nüks görüldü.
Tartışma ve Sonuç: Cerrahi gerektiren selim tiroid hastalıklarında TT erken ve geç komplikasyonları arttırmamaktadır. BST sonrası nüks ihtimali vardır ve bu nedenle tekrar ameliyat gerektirebilmektedir. Nüks tiroid ameliyatlarından sonra primer ameliyatlara göre komplikasyonlar belirgin şekilde daha fazladır. Bu nedenle benigntiroid hastalıklarında eğer cerrahi gerekliyse TT uygulanmalıdır.

7. 
Kalça artroskopisi: Haseki deneyimi
Hip arthroscopy: the haseki experience
Ibrahim Kaya, Akın Uğraş, Ibrahim Sungur, Murat Yılmaz, Erhan Bayram, Ahmet Ertürk, Ercan Çetinus
doi: 10.5350/SEMB2013470207  Sayfalar 79 - 82
Amaç: Anatomik olarak derin yerleşimli ve rijit olan kalça eklemi ve çevresinin patolojilerinin tanısı ve tedavisinde kalça artroskopisinin yeri irdelendi ve klinik tecrübelerimiz paylaşıldı.
Gereç ve Yöntem: 2011 ve 2012 yılları arasında kliniğimize aksama ve kasıkta ağrı nedeni ile başvuran kalça artroskopisi yapılan hastalar değerlendirildi. Ortalama yaş 35.8 (alt-üst sınır: 17-58)yıl olan olguların üçü bayan, 12’si erkek 15 olgu değerlendirildi. Olguların ameliyat öncesi ve sonrası Harris kalça skoruna bakıldı.
Bulgular: Olguların ortalama Harris kalça skoru ameliyat öncesi 62.7 (54-86) iken, ameliyat sonrası 92.5 (82-100) olarak saptandı. Üç hastamızda CAM tipi sıkışma saptanıp traşlandı, beş hastada labrum yırtığı saptanıp ikisi dikildi, diğerleri debride edildi. Bir hastada osteokondral lezyon(OCD) saptanıp ters mozaikoplasti yapıldı. Bir hastada lokalize femur başı avasküler nekroz saptanarak anterior mini
açık mozaikoplasti yapıldı. İki hastada eklem içinden serbest cisim, bir hastada eklem içi mermi çıkarıldı. İki hastada eklem içi patoloji saptanmadı.
Sonuçlar: Kalça artroskopisi eklem içi ve çevresindeki patolojilerin tanı ve tedavisinde deneyimli ellerde yapıldığı zaman iyi sonuçlar veren minimal invaziv bir tanı ve tedavi yöntemidir. Tekniğin başarısı yüksek olmakla birlikte nörojenik komplikasyonlar açısından cerrah portal yerleşiminde dikkatli olmalı, traksiyon süresini kısa tutmaya çalışmalıdır.

8. 
Travmatik anterior omuz çıkıklarında artroskopik bankart tamiri
Arthroscopic bankart repair in the traumatic anterior shoulder dislocation
Ibrahim Kaya, Ahmet Ertürk, Akın Uğraş, Erhan Bayram, Ibrahim Sungur, Murat Yılmaz, Samed Ordu, Ercan Çetinus
doi: 10.5350/SEMB2013470208  Sayfalar 83 - 86
Amaç: Tekrarlayan anterior omuz çıkığı tedavisinde yapılan artroskopik bankart tamiri sonuçları tartışıldı.
Gereç ve Yöntem: Tekrarlayan omuz çıkığı nedeni ile artroskopik bankart tamiri yapılan 16 hasta değerlendirmeye alındı. Dört hasta bayan, 12 hasta erkekti. Tüm hastalara direkt radyografi ve manyetik rezonans görüntüleme yapıldı. Sonuçlar Rowe ve Constant skoru ile değerlendirildi.
Bulgular: Ortalama çıkma sayısı 10.2, ortalama Rowe skoru 90.6 ve ortalama Constant skoru 94.3 bulundu. İki hastada eşlik eden süperior labral anterior ve posterior tamir yapıldı. Üç hastada Hill Sachs defekti, üç hastada ise glenoid kenarda defekt mevcuttu. Bir hastamızın ameliyattan 15 ay sonra yeni travma sonrası nüks omuz çıkığı görüldü; tekrar opere edildi. Bir hastamıza vida eklem içi penetrasyonu nedeni ile revizyon yapıldı. Ortalama takip süresi 32.6 aydı.
Sonuç: Artroskopik Bankart tamirinin klinik sonuçları iyidir. Ameliyat öncesi çıkık sayısı fazla olan hastalarda revizyon cerrahisine ihtiyaç olabilir; dikkatli olunmalıdır.

OLGU SUNUMU
9. 
Dengeli ROB translokasyonu (14;21) olan bir kadın: Olgu sunumu
A woman with balanced ROB translocation (14;21): case report
Ali Karaman, Paşa Uluğ
doi: 10.5350/SEMB2013470209  Sayfalar 87 - 90
Sitogenetik çalışmalar, spontan abortusda çok sayıda kadında açıklayıcı özelliğe sahiptir. Aile hikayesi, pedigri analizi ve parental karyotipler risk tahmininde temel faktörlerdir. Bu çalışmada, rob(14;21) (q10;q10) olan bir annenin klinik özeliği literatür bilgileri ışığında sunulmuştur. Habituel abortus sebebiyle laboratuarımıza gönderilen bir ailenin, konvansiyonel sitogenetik tekniklerle incelemeleri yapıldı. Sitogenetik analiz sonucunda annenin karyotipi 45,XX, rob(14;21)(q10;q10) olarak tespit edildi. Babanın karyotipi normal idi (46,XY).

10. 
Hızlı progresif görme kaybı ile giden ve puls steroid tedavisinden yararlanan bir idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon olgusu
A case of idiopatic intracranial hypertension with rapidly progressive vision loss and that benefits from pulse steroid therapy
Zahide Mail Gürkan, Ülgen Yalaz Tekan, Ayşe Destina Yalçın, Lale Gündoğdu Çelebi, Gülay Kenangil, Zeynep Tanrıverdi, Hulki Forta
doi: 10.5350/SEMB2013470210  Sayfalar 91 - 94
Bu çalışmada 28 yaşında hızlı yerleşen görme kaybı ile başvuran bir idyopatik intrakraniyal hipertansiyon olgusu sunulmuştur. Etiyolojik faktör olarak polikistik over hastalığı, kısa süreli oral kontraseptif kullanımı ve demir eksikliği saptandı. Hastaya oral asetozolamid tedavisinin yanında 3 gün süre ile IV 1 gr/gün metilpednizolon tedavisi verildi. Ayrıca hastaya boşaltıcı lomber ponksiyonlar ve lumboperitoneal şant uygulandı. İdiyopatik intrakraniyal hipertansiyonun seyri sırasında nadir de olsa görme kaybı hızla gelişebilir. Bu olguda yüksek doz intravenöz kortikosteroid tedavisi zaman kazanmak ve görmenin düzelmesi açısından yararlı olabilmektedir.

EDITÖRE MEKTUP
11. 
Çocuk hastada nadir görülen katater komplikasyonu (Editöre mektup)
Çocuk hastada nadir görülen katater komplikasyonu (Editöre mektup)
Nurullah Doğan
doi: 10.5350/SEMB2013470211  Sayfalar 95 - 96
Makale Özeti |Tam Metin PDF

LookUs & Online Makale