ISSN : 1302-7123 | E-ISSN : 1308-5123
Şişli Etfal Tıp Bülteni - Med Bull Sisli Etfal Hosp: 47 (1)
Cilt: 47  Sayı: 1 - 2013
ORIJINAL ARAŞTIRMA
1. 
İskemik inmenin etiyolojik tanısında D-dimer
D-dimer levels in etiological diagnosis of ischemic stroke and relationship the prognosis
Zahide Mail Gürkan, Dilek Necioğlu Örken, Ülgen Yalaz Tekan, Lale Gündoğdu Çelebi, A. Zeynel Tak, Hulki Forta, Nezaket Eren
doi: 10.5350/SEMB2013470101  Sayfalar 1 - 4
Amaç: İskemik inme, çeşitli etiyolojik nedenleri olan bir hastalıktır. İnme etiyolojik tanısını belirlemeye yönelik ilişkisi keşfedilmiş pek çok belirteçten biri de D – Dimer’dir (DD). Bu çalışmada DD seviyeleri ile inme alt gruplarının ayırıcı tanısı, inme ağırlığı ve prognoz arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Kliniğine ilk 24 saat içinde başvuran ilk kez inme geçiren hastalar prospektif olarak alındı. Tüm hastaların ilk 24 saat içinde ve 8–10 gün arasında olmak üzere iki kez DD düzeylerine bakıldı. Hastalarla eşit yaş ve cinsiyet dağılımındaki sağlıklı bireyler kontrol grubu olarak alındı ve bir kez DD düzeylerine bakıldı. Hastalar etiyolojik olarak TOAST kriterlerine göre sınıflandı. Akut dönemde National İnsitutes of Health Stroke Scale (NIHSS) ile inme ağırlığı, daha sonraki izlemlerde ise Modifiye Rankin skalası (mRS) ve Barthell skalası ile prognozları değerlendirildi.
Bulgular: Bu çalışmaya 15’i kadın, 40 iskemik inmeli hasta ve 12’si kadın olmak üzere 20 sağlıklı kontrol hastası dahil edildi. Çalışmamızda akut dönemde iskemik inmeli hastalarda sağlıklı kontrollere göre DD seviyelerinde anlamlı yükseklik saptanmış olmasına karşın(p=0,018 p=0,019), kardiyoembolik inmesi olanlar ve atriyal fibrilasyonu olanlar diğer gruplarla karşılaştırıldığında anlamlı farklılıklar bulunamamıştır (p=0,333 p=0,519 ve p=0,490 p=0,251). İnme ağırlığı ve prognoz ile ilişkisine bakıldığında ise yüksek DD seviyeleri dizabilite ile ilişkili olarak bulunmuştur.
Sonuç: DD iskemik inmenin erken döneminde kullanışlı olabilecek bir belirteçtir. Her ne kadar DD seviyelerini etkileyen çok sayıda faktör varsa da, DD düzeyindeki yükselmenin progresif inmenin bir göstergesi olabileceğini ve prognoza dair bilgiler sunabileceğini söylemek mümkün gibi görülmektedir.

2. 
Ameliyathane dışı anestezi deneyimlerimiz
Anesthesia experiences outside of the operating room
Hacer Şebnem Türk, Ferda Aybey, Oya Ünsal, Mehmet Eren Açık, Naim Ediz, Sibel Oba
doi: 10.5350/SEMB2013470102  Sayfalar 5 - 10
Giriş ve Amaç: Teknolojik gelişmeler sayesinde, hastalara tanı ve tedavi amacıyla ameliyathane dışı ortamlarda invaziv ve non-invaziv uygulamalara başlanmıştır. Bu durum ameliyathane dışı anestezi (ADA) ekiplerinin kurulmasına neden olmuştur. Biz, bu çalışmada, ADA ekibimizin deneyimlerini sunmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Ekim 2010-Nisan 2012 tarihleri arasındaki ADA uygulamalarımızı retrospektif inceledik. ADA uyguladığımız 3583 olgunun cinsiyeti, yaşı, ASA’sı, yapılan girişimleri, uygulanan anestezi ilaçları ve komplikasyonları kaydedildi.
Bulgular: Olguların cinsiyet dağılımı E/K 1671/1912, yaş ortalamaları 48.52±28.4, yaş dağılımı 20 günlük - 91 yaş arasındaydı. ASA sınıflaması ASA I 1958, ASA II 1296, ASA III 318, ASA IV 11 şeklindeydi. 1837 olguya kolonoskopi, 536 olguya gastroskopi, 131 olguya ERCP uygulandı. 811 olguya MR, 62 olguya BT çekimi yapıldı. 234 seans EKT uygulaması, 106 seans RT uygulaması yapıldı. Anjiografi ünitesinde 40 olguya anevrizma embolizasyonu uygulandı. Anjiografi ünitesinde 9 olguya venöz sampling, 43 olguya karotis stent uygulaması yapıldı. Ayrıca 63 olguya girişimsel radyolojide farklı uygulamalar yapıldı. Olguların 1960’ında propofol+alfentanil,740’ınde propofol, 544’ünde propofol+fentanil, 115’inde ketofol, 65’inde midozolam+ketamin, 83’ünde dexmetedomidin sedasyonu uygulandı. 234 EKT seansının 90’ında etomidate+süksinilkolin, 144’ünde propofol+süksinilkolin uygulandı. 40 embolizasyon olgusuna genel anestezi
verildi. Geçirilmiş serebrovasküler hastalık, hipertansiyon öyküsü olan olguda kolonoskopi işlemi esnasında intrakraniyal kanama gelişmesi dışında majör bir komplikasyonla karşılaşılmadı. 12 olguda solunum depresyonu, 41 olguda bradikardi, 144 olguda desatürasyon, 19 olguda derlenme süresinin uzaması, 8 olguda kusma gibi minör komplikasyonlarla karşılaşıldı.
Sonuç: ADA uygulamaları her alanda ve her yaş grubunda sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Ameliyathaneden uzak olma, yetersiz donanım ve monitör, çalışma alanındaki hareket kısıtlılığı ADA uygulamalarını zorlayıcı kılmakta, beceri ve deneyim gerektirmektedir. Uygun donanım, ilaçlar ve yeterli koşullarda deneyimli bir anestezist ADA uygulamalarındaki başarının sırrıdır. Ameliyathane dışı anestezi uygulamaları hasta güvenliğini ve memnuniyetini artırıp, huzursuzluk ve ağrıyı azaltmakta, hekim konforunu arttırmaktadır.

3. 
Yoğun bakım ünitemizdeki (YBÜ) perkütan trakeotomi pratiğimiz
Percutaneous tracheotomy practices in our intensive care unit (ICU)
Tolga Totoz Cangül, Hacer Şebnem Türk, Pınar Sayın, Oya Ünsal, Surhan Çınar, Sibel Oba
doi: 10.5350/SEMB2013470103  Sayfalar 11 - 15
Giriş ve Amaç: Perkütan trakeotomi(PT) uygulaması, kısa sürede yatak başında uygulanabilme ve daha az kanama gibi avantajları, ayrıca uzamış yapay solunum gereksinimi, “weaning”in kolaylaştırılması, acil hava yolu sağlanması gibi endikasyonlarla yoğun bakım ünitelerinde sıklıkla tercih edilir. Cerrahi trakeostomiye alternatif yöntemdir. Bu çalışmada ki amacımız YBÜ’mizde son 4 yılda açılan trakeotomileri uygulama günü, uygulama zamanı ve uygulama sonrası komplikasyonları açısından analiz etmektir.
Yöntem: 01.01.2007 ve 31.12.2010 tarihleri arasında YBÜ’mizde tedavi edilen 603 olgudan perkutan trakeotomi uygulanan 132 olgu analiz edildi. Perkütan trakeotomi uygulaması griggs tekniğiyle birekip tarafından gerçekleştirildi. Demografik verileri, uygulama günü, toplam mekanik ventilasyon günü, uygulama zamanı ve uygulama sonrası komplikasyonları kayıt edildi.
Bulgular: Son 4 yılda YBÜ’mizde takip ve tedavi edilen 603 olgudan 132’sine perkütan trakeotomi pratiği bu periotta uygulandı. Kadın-Erkek oranı 62/70, olguların yaş ortalaması 58.65±17.22 yıl, olguların ortalama hastanede yatış süresi 38.77±28.74 gün, trakeotomi pratiği öncesi ortalama entübasyon süresi 8.20±5.44 gün, toplam mekanik ventilasyon süresi 26.85±21.70 gün ve ortalama operasyon uygulama zamanı 6.1±2.1 dakikaydı. 86 olgu komorbiditelerinden dolayı YBÜ’mizde öldü. 46 olgu ilgili servislere transfer edildi. Toplam komplikasyonlar (8 olgu) kayıt edildi.
Sonuç: YBÜ’de uzamış mekanik ventilasyon ihtiyacı, weaning’i kolaylaştırması, acil hava yolu sağlaması gibi endikasyonlarla uygulanan peruktan trakeotomi basit, düşük komplikasyon oranına sahip ve minimal girişimsel uygulamadır.

4. 
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde beş yıllık sürede (2007-2011) neonatal ölüm nedenleri
The causes of neonatal mortality in neonatal intensive care unit in 5 years (2007-2011)
Selda Arslan, Ali Bülbül, Ayşe Şirin Aslan, Evrim Kıray Baş, Mesut Dursun, Sinan Uslu, Asiye Nuhoğlu
doi: 10.5350/SEMB2013470104  Sayfalar 16 - 20
Amaç: Hastanemiz yenidoğan kliniğinde yatırılarak izlenen ve izlem sırasında kaybedilen bebeklerin demografik özelliklerinin sunulması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Yenidoğan Kliniğimizde beş yıllık süre içerisinde (1 Ocak 2007–31 Aralık 2011), kaybedilen bebeklerin kayıtları retrospektif olarak incelenerek; neonatal mortalite oranları, perinatalmaternal risk faktörleri ve ölüm nedenleri belirlendi.
Bulgular: Çalışma süresince kliniğimize yatan hasta sayısı 5491 iken bu bebeklerin 167’si kaybedildi ve mortalite oranı %3,04 olarak saptandı. Kaybedilen bebeklerin %15,6’sı ilk 24 saat içerisinde, %74,9’u ise ilk 7 gün içerisinde kaybedilmişti. Kaybedilen bebeklerin %46,8’i kız, %53,2’si erkek idi. Akraba evliliği sıklığı %28,1 ve anne yaşı <19yaş olma oranı %2,3 ve >35 yaş olma oranı %14,3 olarak belirlendi. Kaybedilen bebeklerin %61,6’sı 37 gebelik haftasının altında, %29,9’u 28 gebelik haftası ve altında doğmuştu. Doğum ağırlığına göre ise %37,1’i 1000 g altında ve %64,6’sı 2500 g altında idi. En sık saptanan yenidoğan ölüm nedenleri; respiratuar distres sendromu ve immatürite %24,6, neonatal sepsis %14,9 ve konjenital anomaliler %10,2 olarak belirlendi. Diğer nedenler ise sırasıyla; perinatal asfiksi %9, diğer solunum problemleri (pnömotoraks, mekonyum aspirasyon sendromu, konjenital diyafragma hernisi v.b) %9, siyanotik konjenital kalp hastalığı %8,4, metabolik hastalıklar %7,7, intraventriküler kanama %7,7, nekrotizan enterokolit %3,6 ve diğer nedenler %4,9 olarak belirlendi.
Sonuç: Yenidoğan bebeklerin ölüm nedenleri arasında immatürite ve konjenital anomaliler günü- müzde önemli bir sıklıkta yer almaktadır. Bebeklerin önlenebilir ölüm nedenlerinin saptanarak bunları azaltmaya yönelik çabalar yenidoğan bebeklerin ölüm oranlarını azaltmada belirli oranda faydalı olacaktır.

5. 
Artroskopik rotator manşet tamiri
Arthroscopic rotator cuff repair
Ibrahim Kaya, Akın Uğraş, Ahmet Ertürk, Erhan Bayram, Ibrahim Sungur, Samed Ordu, Murat Yılmaz, Ercan Çetinus
doi: 10.5350/SEMB2013470105  Sayfalar 21 - 24
Amaç: Klinik muayene ve radyolojik olarak tanısı konulan rotator manşet yırtıklarının tam artroskopik tamiri sonuçları klinik ve fonksiyonel olarak değerlendirildi.
Hastalar ve Yöntem: Artroskopik rotator manşet yırtık tamiri yapılan ve kontrolü yapılarak fonksiyonel skorları bakılan 26 hasta değerlendirilmeye alındı. Ortalama yaş ortalama yaş 52.85±8.39’du (dağılım 38-71), ortalama takip süresi 36.6±16.6 (dağılım 14-56) ay saptanan hastaların, 10’u (%38.5) erkek, 16’i (%61.5) kadındı. Hastalar preop. direkt grafi ve MR ile radyolojik, preop ve postop constant
skoru ile klinik olarak değerlendirildi.
Bulgular: Etkilenen omuzların 18’i (%69.2) sağ, 8’i (%30.2) sol tarafta idi. 3(%13.5) hastaya akromioplasti yapıldı. Çalışmadaki 26 hastanın %76.9’unda sadece supraspinatus yırtığı mevcutken, %23.1’inde infraspinatus yırtığı da eşlik etmekte idi. Bu hastaların etyolojisine bakıldığında hastaların %11.5’inde (üç hasta) travma hikayesine rastlandı. Hastalarımızın ameliyat öncesi 52.89.1 (33-64) ve ameliyat sonrası 82.0±11.7 (56-100) constant skorları karşılaştırıldığında bütün hastaların constant skorlarında anlamlı derecede iyileşme gözlendi (p=0.000). Sekiz (%30.7) hasta mükemmel, on (%38.4) hasta iyi, yedi (%26.9) hasta orta, bir (%3.8) hasta kötü olarak değerlendirildi.
Sonuçlar: Masif olmayan seçilmiş olgularda yapılan artroskopik rotator manşet tamiri; sonuçlarının iyi olması, komplikasyonlarının az olması nedeniyle tercih edilebilir. Beraberinde rutin olarak akromiyoplasti yada subakromiyal dekompresyon önerilmemektedir.

OLGU SUNUMU
6. 
Paterji testi pozitifliği ile seyreden sweet sendromu ve akut miyeloblastik lösemi birlikteliği
Positive pathergy test association with sweet syndrome and acute myeloblastic leukemia
Güldehan Atış, Ayşegül Ilhan, Berrin Karadağ, Sema Basat, Damlanur Sakız, Özlem Ton, Ilknur Kıvanç Altunay, Yüksel Altuntaş
doi: 10.5350/SEMB2013470106  Sayfalar 25 - 29
Sweet sendromu (SS); etyopatogenezi tam olarak bilinmeyen febril nötrofilik dermatozdur. Etyolojide infeksiyonlar ve maligniteler önemli rol oynar. Olguların olguların yaklaşık %20’sine malignite eşlik etmektedir ve malignitelerin yaklaşık %85’ini Akut miyeloblastik lösemi (AML) oluşturmaktadır. SS’lu olgularda paterji testi pozitifliği saptanabilmekle birlikte paraneoplastik SS’lu olgularda nadir görülen bir durumdur. Burada AML M4 ve Sweet Sendromunun birlikte görüldüğü, paterji testi pozitifliğnin eşlik ettiği 80 yaşında bir kadın hasta sunulmaktadır.

7. 
Boyun ağrısında gizli tehlike: Karotidini
Hidden danger in neck pain: Carotidynia
Barış Türk, Feride Aydan Öztürk, Irfan Çelebi, Hacer Şebnem Türk
doi: 10.5350/SEMB2013470107  Sayfalar 30 - 34
Karotidini, karotis bifurkasyon bölgesinin palpasyon sırasında tek taraflı hassasiyetiyle karakterize bir boyun ağrısı sendromudur. Bu sendromun doğru teşhisi için ayırıcı tanının oldukça dikkatli yapılması gerekir. Karotidini için ayırıcı tanıda, Takayasu ve temporal arteriti gibi büyük damar vaskülitleri, arterioskleroz, tromboz, fibromuskular displazi, diseksiyon ve anevrizmanın yanı sıra non-vasküler hastalıklar; lenfödem, siyaloadenit, tiroidit, peritonsiller abse veya boyun neoplazileri sayılabilir. Takayasu arteriti, etiyolojisi bilinmeyen aort ve ana dallarını tutan, nadir görülen kronik sistemik granülomatöz inflamatuar bir hastalıktır. Karotidini, Takayasu arteriti ve diğer büyük damar vaskülitlerinin klinik bir işareti olabilir. Bu çalışmada, idiopatik ve Takayasu arteritli olmak üzere iki karotidini olgusunun ultrasonografik ve manyetik rezonans bulgularını sunduk.

8. 
Ovaryan dev kitlelere yaklaşım; jinekolojik, anestetik, patolojik yaklaşım; dört olgu sunumu
Giant ovarian masses, gynecologic, anestetic and pathologic assessment; analysis of four cases
Alev Atış Aydın, Savaş Özdemir, Kaan Pakay, Ulufer Sivrikaya, Nedim Polat, Nimet Göker
doi: 10.5350/SEMB2013470108  Sayfalar 35 - 40
Ovaryan kitleler bazen dev boyutlara ulaşabilirler. Bu yüzden de diğer komşu organlara, büyük damarlara kompresyon uygulayıp patoloji yaratabilir, asit oluşturabilirler. Bu derece büyük kitlelerin çıkarılması sırasında çok fazla sıvı aspire edilmesine veya dev kitlenin çıkarılmasına bağlı olarak ciddi hipotansiyon ve İnferior Vena Cava (İVC) sendromu oluşabilir. Burada bu şekilde olan dört olguyu
jinekolojik, patolojik, anestetik açılardan sunmak istedik.
Olgu: 54, 35, 39 ve 42 yaşında olan hastalar sırasıyla 20 kg ve 40x20cm; 14 kg ve 40x40x40 cm; 17 kg ve 45x50cm; ve 53x50 cm kitle saptanıp opere edildiler. Histopatolojik tanıları sırasıyla ilk ikisi borderline müsinöz adenokarsinom, benign endometroid tümör ve son olarak müsinöz kistadenoma eşlik eden teratom şeklindeydi. Preoperatif değerlendirmede, hastaların aşırı abdominal distansiyona bağlı dispne ve taşipnesi vardı ve kan gazları hipoksikti. Supin hipotansiyon ve diğer major komplikasyonları önlemek için gerekli operatif tedbirler alınarak uygun anestezi tekniği ile opere edildiler. Major peroperatif ve postoperatif herhangi bir komplikasyon oluşmadı.
Tartışma: Dev kitle eksizyonları önemli morbidite ile beraber olabilirler. Bu genelde kitlenin büyüklüğüne ve hastanın kötü kondisyonlarına bağlıdır. Eğer operasyon için gerekli tedbirler alınmazsa dev kitleler kanama ve hipotansiyon, elektrolit bozuklukları ile beraber belirgin morbidite ve ciddi problemlere sebep olurlar. Bu yüzden ventilatörle monitorizasyon, hemodinamik değerlendirme, hipotermi ve koagülopati için uygun tedbirler alınıp operasyona multidisipliner hazırlanmalıdırlar.

9. 
Çocuk hastada nadir görülen katater komplikasyonu: Olgu sunumu
A rare complication of totally implantable venous access device in a pediatric patient: a case report
Sibel Oba, Meltem Aydoğmuş, Özgür Özbağrıaçık, Mehmet Eren Açık, Saliha Berber Pehlivan
doi: 10.5350/SEMB2013470109  Sayfalar 41 - 44
İmplante damar erişim cihazları pek çok hematolojik ve onkolojik hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. İntravenöz tedavinin zorluğunu belirgin olarak azaltır ve onkoloji hastalarının yaşam kalitesini arttırırlar. Deneyimli ellerde komplikasyon oranı çok düşüktür. Bununla birlikte kullanıcıların eğitilmesi, katater bakımının sık ve uygun şekilde yapılması, takıldıkdan sonra uygun şekilde kullanılması gereklidir. Biz bu olguda uygunsuz kullanım sonrası delinme ve sızıntı gelişen port katateri komplikasyonunu sunmayı amaçladık.

DERLEME
10. 
Frontozygomatik bölgede dermoid kisti bulunan bir olgu nedeniyle insizyon tekniklerinin gözden geçirilmesi
Review of incision techniques in a case with frontozygomatic dermoid cyst
Can Pamukcu, Serkan Erdenöz, Sabit Kimyon, Alper Mete, Gülcihan Açış
doi: 10.5350/SEMB2013470110  Sayfalar 45 - 48
Dermoid kistler en yaygın görülen periorbital tümörlerdir. Total eksize edildikten sonra en önemli konu operasyon sonrası en iyi estetik sonucun alınmasıdır. Cerrahi sırasındaki insizyonun lokalizasyonu iyileşme sürecini etkilemektedir. Biz bu çalışmada dermoid kist eksizyonunda üst kapak kıvrımını kullandığımız bir olguyu sunarken insizyon tekniklerini sorguladık

LookUs & Online Makale