| DERLEME | |
| 1. | Böbrek ve üreter travmaları Renal and ureteral trauma Erbil Ergenekon, Serdar ArısanSayfalar 7 - 19 Makale Özeti | |
| ORIJINAL ARAŞTIRMA | |
| 2. | Alt üriner sistem sistem travmaları ve üretral darlıklar Alt üriner sistem sistem travmaları ve üretral darlıklar Mustafa Kadıhasanoğlu, Cengiz MiroğluSayfalar 20 - 30 Makale Özeti |
| 3. | Açık açılı glokom ve oküler hipertansiyon olgularında topikal latanoprostun retrobulber kan akımı üzerine etkisi The effect of topical latanoprost on retrobulbar blood flow in patients with primary open angle glaucoma and ocular hypertension Ersin Oba, Ulviye Yiğit, Fatma Koca, Burcu Dirim, Alper Özel, Muzaffer BaşakSayfalar 31 - 35 Amaç: Primer açık açılı glokom (PAAG),normotansif glokom (NTG) veya oküler hipertansiyon (OH) tanısı alan hastalarda %0. 005 topikal latanoprost‘un retrobulber kan akımı üzerindeki etkisini araştırmak. Gereç ve yöntem: PAAG, NTG veya OH tanısı konan 20 hastanın 34 gözünde tedavi amacıyla Latanoprost % 0,005 (Xalatan) başlandı. Tüm hastalarda tedaviye başlamadan önce ve tedavi sonrası üçüncü ayda oftalmik arter (OA), santral retinal arter (SRA), posterior siliyer artere (PSA) ait renkli Doppler ultrasonografi yapıldı. Tedavi öncesi ve sonrası üçüncü ayda Goldman applanasyoıı tonometresi ile göz içi basınç (GİB) ölçümleri kaydedildi. Bulgular: Hastaların hepsinde üçüncü ayın sonunda GİB anlamlı olarak daha düşük bulundu (p<0 05). Latanoprost tedavisiyle retrobulber damarlardaki kan akım hızlarında anlamlı tek değişiklik posterior silyer arter end diastolik hızındaki artış olarak gözlendi (p<0 05). Latanoprost tedavisi sonrası 3. ayda ölçülen diğer kan akını hızı ölçümlerinde anlamlı bir farklılık bulunmadı. Sonuç: Latanoprostun 3 aylık dönem sonunda GİB’i anlamlı olarak düşürdüğü, istenmeyen retrobulber hemodinamik değişiklikler oluşturmadığı ve posterior silyer arterin end diastolik hızında artış sağladığı saptanmıştır. |
| 4. | Lateral mini insizyon tekniği ile açık minimal invaziv tiroid lobektomi: İlk deneyimlerimiz Minimal invasive thyroid lobectomy with lateral mini-incision tecnique: Our first experience Mehmet Uludağ, Gürkan Yetkin, Bülent ÇitgezSayfalar 36 - 41 Amaç: Değişik tekniklerle uygulanan minimal invaziv tiroid cerrahisi ile ilgili çalışmalar giderek artmaktadır. Bu çalışmada mini insizyonla lateral yaklaşımla tiroid lobektomi uyguladığımız olgulardaki ilk deneyimlerimizi değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Temmuz 2006- Mart 2007 tarihleri arasında minimal invaziv tiroid cerrahisi uygulanan hastaların verileri değerlendirildi. Hastaların demografik verileri, cerrahi endikasyonları, nodül çapı, patoloji ve komplikasyonları içeren bilgiler prospektif olarak toplandı. Tiroid lobektomi krikotiroid kartilajın 1-1,5 cm altından, stenokleidomastoid kas medial kenarından yapılan 2,5-3 cm’lik transvers cilt insizyonu ile yapıldı. Tiroid lojuna sternokleidomastoid kası ve strep kasları laterali arasındaki plandan yapılan diseksiyonla ulaşıldı. Bulgular: Toplam 10 hastaya (9K, İE) hastaya mini insizyonla lateral yaklaşımla tiroid lobektomi uygulandı. Ortalama nodül çapı 20,8 (5-40) mm, çıkarılan tiroid loblarının maksimum uzunluk ortalaması 54,3 (25-100) mm idi. Ameliyat sonu insizyon uzunlukları ortalama 26,4 mm (25-30) idi. Postoperatif bir hastada ekartasyona sekonder insizyondaki gerilmeye bağlı insizyonda ödem ve maserasyon oldu. Diğer hastalarda komplikasyon gelişmedi. Sonuçlar: Minimal invasiv tiroid cerrahisi seçilmiş vakalarda açık tiroid cerrahisine uygulanabilir, güvenli bir alternatiftir. |
| 5. | Kniest displazisinde anestezi uygulaması Anesthesia application in kniest dysplasia Hacer Şebnem Türk, Hale Dobrucali, Ayşe Hancı, Metin Bektaş, Ulufer Sivrikaya, Raffi ArmağanSayfalar 42 - 44 Kniest displazisi otozomal dominant geçişli kalıtımsal bir hastalıktır. Tip II kollajen genindeki (COL 2AJ) mutasyonların neden olduğu bir kondrodisplazi tablosudur. Bu durum cücelik, genişlemiş eklemler, çeşitli iskelet anomalileri, görme ve duyma problemleri ile karakterizedir. Anestezi esnasında düşük akciğer kapasitesi, damak yarığı ve omurganın stabil olmaması nedeniyle bazı riskler mevcuttur. Böyle hastalara detaylı incelemeler yapılmadan anestezi verilmemelidir. |
| 6. | Çocuk enfeksiyon hastalıkları servisinde izlenen meningokoksemili olgularımızın değerlendirilmesi Evaluation of meningococcemia cases hospitalized in pediatric infectious diseases clinic Metin Uysalol, Laliz Kadıoğlu, Umut Zubarioğlu, Ezgi Paslı, Leyla Telhan, Feyzullah ÇetinkayaSayfalar 45 - 50 Amaç: Meningokoksemide görülen mortalite ve morbidite oranlarının, hastaların epidemiyolojik, klinik ve laboratuar özellikleriyle bağlantısını retrospektif olarak değerlendirmektir. Araç ve Yöntemler: Ocak 2004 ile Aralık 2006 tarihleri arasında meningokoksemi tanısı ile yatan 17 hastanın epidemiyolojik, klinik, laboratuar ve prognozları hastane kayıtlarından gözden geçirildi. Bulgular: Hastaların çoğu yaz mevsiminde başvurdu (%52,9). Bir hasta öldü ve ölen hasta 0-2 yaş grubundaydı. On hastada meningokokal menenjit (%58,8), 7 hastada sadece meningokoksemi (%41,1) vardı. Üç. hastada trombositopeni, 8 hastada koagülopati saptandı. Trombositopeni ve koagülopatinin beraber olduğu 3 hastanın 2’si ve lökopenisi (<5000/mm3) olan 3 hastanın 2’ si Yoğun Bakım Ünitesine (YBÜ)’ne sevk edildi. Bütün hastaların tedavisi bulguların ortaya çıkmasının ilk 24 saatinde başlandı. Sonuç: Halen meningokoksemide erken tanı, uygun antibiyotik ve agresif destek tedavileri önemini korumaktadır. Meningokokal hastalık şüpheli olgularda dikkatli bir klinik değerlendirme sonrasında tedavinin hızlı ve agresif bir şekilde başlanması ve gereğinde YBÜ’ne transferi yapılmalıdır. |
| 7. | Brusellozise bağlı subakut tiroidit olgu sunumu ve literatür değerlendirmesi Subacute thyroiditis due to brucellosis case report and review of the literature Abdulkadir Küçükbayrak, Mustafa Yıldırım, Davut Özdemir, Rezan Gergin, Ertuğrul GüçlüSayfalar 51 - 54 Brusellozis dünyada yaygın olarak görülen zoonotik bir hastalıktır. Hastalık birçok sistemi tutmakla birlikte tiroid bezi tutulumu nadirdir. Tanı; brusellozise ait klinik bulguları olanlar kişilerde standart tüp aglütinasyon testiyle (endemik olmayan yerlerde >1/160, endemik yerlerde >11320 veya >1/640) ve/veya kan, diğer doku veya vücut sıvılarından Brucella spp.’nin izole edilmesiyle konulur. Standart tüp aglütinasyon testinin negatif olması durumunda; uygun klinik bulguların varlığında Brusella Ig M antikorlarının pozitif olmasıyla da tanı konulabilir. Bu yazıda, subakut tiroidit tanısıyla takip edilen 19 yaşında bir bayan hasta sunulmuştur. Brusellozise bağlı subakut tiroidit tanısı; klinik bulgular, tiroid fonksiyon testlerinin, tiroglobülin ve tiroglobülin antikorlarının yüksekliği, Brusella Ig M antikorlarının pozitif bulunması ve tiroid sintigrafisi ile konulmuştur. |