ISSN : 1302-7123 | E-ISSN : 1308-5123
Şişli Etfal Tıp Bülteni - Med Bull Sisli Etfal Hosp: 40 (2)
Cilt: 40  Sayı: 2 - 2006
ORIJINAL ARAŞTIRMA
1. 
Diabetik nefropati tedavisi ve güncel yaklaşım
Diabetic nephropathy treatment and new approaches
Sema Uçak, Yüksel Altunaş
Sayfalar 7 - 11
Makale Özeti

2. 
Preeklamptik gebelerdeki troponin I ve CK-MB düzeylerinin değerlendirilmesi
Evaluation of troponin I and CK-MB levels in preeclamptic pregnants
Eser Ağar, İnci Davas, Atıf Akyol, Ahmet Varolan, Ali Yazgan, Başak Baksu, Ali Bahadırlı
Sayfalar 12 - 16
Amaç: Çalışmamızda 3. trinıeşterdc preeklamptik gebelerde seruıu troponin / ve CKMB değerleri normotensif gebeliklerle karşılaştırılmıştır
Gereç ve Yöntem: 01 Ocak 2005 - 31 Aralık 2005 tarihleri arasında Şişli Etfal Eğilim ve Araştırma Hastanesi 2.Kadın Hastalıkları ve Doğum Antenatal Polikliniğine rutin gebelik muayenesi için gelen kardiyak ve obstetrik açıdan herhangi bir problemi olmayan üçüncü irime ster 30 gebe ve travayda olmayan hafif preeklamptik 30 gebe çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaşı, gravida ve pariteleri, gebelik haftası, dahili hastalık ve ilaç kullanım hikayeleri, kan basıncı, hemogram, biyokimya, kreatin kinaz MB, troponin 1 ve idrar tetkikleri incelendi.
Bulgular: İki grup arasında CK-MB düzeyleri açısından anlamlı fark yokken (p>0.05) preeklamptik gurupta troponin I değerleri anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0.001).
Sonuç: Troponin I preeklampside oluşan minör miyokardiyal hasarı tayin etmede iyi bir parametre olabilir, ancak preeklampsi prognozunun takibi için klinik düzeyde yapılacak ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

3. 
Rekürran aftöz stomatitli hastalarda klinik özellikler
Clinical features of patients, complaining of recurrent aphthous stomatitis
Koray Özkan, Tuğba Rezan Ekmekçi, Adem Köşlü
Sayfalar 17 - 21
Amaç: Rekürran aftöz stomatit (RAS) şikayetiyle yelen hastalarda. Behçet hastalıyı ve kompleks aftozis sıklığıyla, RAS’lı ve kompleks aftozisli hastaların, klinik özelliklerini araştırmaktı.
Gereç ve Yöntem: Rekiirran oral aft şikayetiyle başvuran 50 hasta çalışmaya alındı. Hastalar Behçet ve kompleks aftozis acısından araştırıldıktan sonra, klinik tip, lokalizasyon, aftların oluşma sıklığı, iyileşme ve hastalık süreleri, siyara ve protez kullanımı, atopi ve aile hikayesi, sistemik ve dermatolojik hastalıklar açısından soryulandı.
Bulgular: Elli hastanın ikisi(%4) Behçet, dokuzu(%l8) kompleks aftozis, 39’u(%78), RAS’tı. En sık minör aft görülürken (%75,38), herpetiform aft görülmedi. Aftların en sık yerleşim yeri dudaklardı(%44,61). En geç majör aftlar iyileşirken, en sık tekrarlama ve en uzun hastalık süresi majör ve minör aftı olanlar idi. Minör aft kadınlarda(%75), majör aft erkeklerde(%75) daha fazlaydı. Oniiç hastada(%33,33) aile, beş hastada(% 12,82) atopi hikayesi vardı. Yedi hasta(%!7,94) siyara, altı hasta(%l5,2) protez kullanıyordu. Paterji testi bir hastad.a(%2,56) pozitifti.
Sonuçlar: RAS şikayeti ile yelen hastalarda kompleks aftozis nispeten sıktır. RAS‘lı hastalarda klinik özellikler daha önce yapılan çalışmalardan farklılık göstermemektedir.

4. 
Orta kulak cerrahisi anestezisinde remifentanil ile kombine edilen propofol ve midazolamın etkinliklerinin karşılaştırılması
Comparison of propofol and midazolam combined with remifentanil for anaesthesia in middle ear surgery
G. Ulufer Sivrikaya, Hasan Çoruk, Ebru H. Koç, Ayşe Hancı
Sayfalar 22 - 27
Amaç: Çalışmamızda, orta kulak cerrahisi anestezisinde remifentanil ile kombine edilen propofol ve midazolamın peroperatuar kanama, hemodinami, postoperatuar derlenme üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Gereç ve yöntem: Timpanoplasti uygulanacak 30 olgu çalışmaya dahil edilerek, 8 mİ/kg kristaloid infüzyomı sonrası, rasgele iki gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonunda remifentanil. Grup l’de propofol. Grup IVde midazolam uygulandı. Anestezi idamesinde: 02/N20, remifentanil infüzyonıı, Grııp Vde propofol, Grup IVde midazolam infiizyonları kullanıldı. Sistolik, diastolik, ortalama arter basınçları (SAB. D AB. O AB), kalp atını hızı (KAH) takibi indiiksiyon öncesinde ve peroperatuar 10’ar dk aralıklarla yapıldı. Peroperatuar OAB, başlangıç değerinin %25 altında olacak şekilde ilaç dozları ayarlandı. Hedeflenen OAB’ye ulaşılamayan olgularda gliserol trinitrat infüzyonuua haşlandı. Cerrahi sahadaki kanama, derlenme kriterleri, yan etkiler kaydedildi. Veriler vaıyans analizi, student t ve ki kare testleriyle değerlendirildi. P<0.05 anlamlı kabul edildi.
Bulgular: İstenen hipotansiyon değerine ulaşma süresi Grup Vde Grup IVye göre anlamlı olarak kısaydı (p<0.05). Grup IVde hedeflenen OAB değerine ulaşmak için 10 olguda gliserol trinitrat kullanıldı (p<().()5). Grup Vde Grup II‘ye göre OAB ekstübasyon öncesi yüksek, KAH ekstübasyon sonrası düşüktü (p<0.05). Cerrahi sahadaki kanama, derlenme kriterleri, yan etkiler gruplar arasında benzerdi.
Sonuç: Orta kulak cerrahisi anestezisinde, rcmifentanilin propofolle kombinasyonunun midazolamla kombinasyonundan daha iyi koşullar sağladığı kanaatine vardık.

5. 
2000-2004 yılları arası ortopedik cerrahide rejyonel anestezi pratiğimiz
Our practice of regional anesthesia in orthopedic surgery between 2000-2004 years
Ayda Başgül, Güneri Atalan, Ayşe Hancı, G. Ulufer Sivrikaya
Sayfalar 28 - 32
Amaç: Rejyonel anestezi,cerrahiye endokrin ve metaholik cevabı, kan kaybrın ve tromboembolik komplikasyonları azalttığı için majör ait ekstremde cerrahisinde özellikle tercih nedenidir (I). Sürekli periferik sinir blok kataterleri ve teknikte ki gelişmeler daha az opioid tüketimi, daha çabuk hasta rehabilitasyonu ve daha yüksek hasta memnuniyetini de beraberinde getirdiğinden rejyonel anestezi gerek cerrahlar gerekse hastalar için daha çekici hale gelmiştir (2,3). Bu çalışmayı planlarken biz de anestezi pratiğimizi değerlendirmeyi ve rejyonel anesteziye ilgimizi araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: 2000-2004 yılları arasındaki anestezi klinik kayıtlan retrospektif olarak gözden geçirildi.
Bulgular: Kliniğimizde 2000-2004 yılları arasında uygulanan ortopedik cerrahide ki rejyonel anestezi oranımız % 21.98 idi ve en çok tercih edilen rejyonel anestezi yöntemi spinal anestezi idi. Kliniğimizin ortopedik cerrahideki rejyonel anestezi başarı oranı % 97.48 bulundu.
Sonuçlar: Kliniğimiz uygulamalarında genel anestezi ortopedik cerrahide halen birinci tercihdir. Rejyonel anestezi uygulaması yıllar içinde giderek azalan bir orana sahiptir. Spinal anestezi hala kliniğimizde en çok tercih edilen rejyonel anestezi tipidir.

6. 
Kromonişi ve lunula renklenmesinin sıklığı
Prevolance of chromonychia and discoloration of lunula
Ilteriş Oğuz Topal, Gonca Gokdemir, Adem Köşlü
Sayfalar 33 - 37
Giriş ve Amaç: Tırnakta renk değişiklikleri (kromonişi) pek çok dermatolojik veya sistemik hastalığın tanısını destekleyen yardımcı bir bulgudur. Literatürde kromonişi ile ilgili olgu bildirileri mevcuttur ancak, kromonişinih sıklığı ve etyolojisiyle ilgili çalışmalar bulunmamakladır. Bu çalışmada polikliniğimize başvuran hastalarda kromonişi ve hamladaki renk değişikliğinin sıklığını araştırmak amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Açık ve randomize yapılan çalışmamıza Ocak 2005 ve Mart 2005 aykırında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji polikliniğine başvuran 1627 hasta randomize olarak alındı. Bunların arasından tırnağında renk değişikliği olan hastaların tum tırnakları muayene edildi. Yaş, cinsiyet, tırnak rengi ve şekli ile ilgili özellikler kaydedildi ve fotoğraf çekildi.
Bulgular: Çalışmaya alman 1627 hastanın 538’inde kromonişi saptandı (%20,7). Kromonişiye neden olan en sık üç renk değişiklikleri sırasıyla sarı renk (%47,3), beyaz renk (%25,l) ve kırmızı renk (%I5,6) olarak saptandı. Kromonişiye neden olan en sık üç hastalık ise onikomikoz (%42,3), lökonişi (%25,l) ve kınaya bağlı (%I5,3) renk değişikliği olarak bulundu.
Sonuç: Kromonişi farklı etyolojik faktörlere bağlı oluşmaktadır. Tırnakta renk değişiklikleri sistemik ve dermatolojik hastalığın bir göstergesi olabilir. Bu nedenle hastalardan detaylı anamnez alınmalı ve dikkatli muayene yapılmalıdır.

7. 
Erkeklerde kemik yoğunluk ölçümü değerleri
Bone mineral density values in a cohort of men population
Figen Yılmaz, Füsun Şahin, Hülya Akbaş, Serap Dalgıç Yücel, Emel Deniz, Cem Erçalık, Banu Kuran
Sayfalar 38 - 42
Amaç: Osteoporoz clışı nedenlerle hastanemize başvuran erkeklerde kemik mineral yoğunluk (KMY) ölçümlerini irdelemek.
Gereç ve Yöntem: Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği’ne başvuran erkek hasta ve/veya yakınlarına lomber (L2-4) vefemur boyım bölgelerinden DEXA yöntemiyle kemik yoğunluk ölçümleri yapıldı. Hastalar sekunder osteoporoz nedenlerini dışlamaya yönelik sorgulandı.
Bulgular: Çalışmaya sekunder osteoporoz nedenleri ekarte edilen 180 kişi alındı. Hastalar dekadlara göre gruplara ayrıldı. 20-29 yaşlarda 38, 30-39 yaşlarda 34, 40-49 yaşlarda 29, 50-59 yaşlarda 31, 60-69 yaşlarda 27 ve 70-79 yaşlarda 2/ kişi mevcuttu. Osteoporoz ve osteopeni tanıları Dünya Sağlık Örgütü konsensüsünü göre konuldu. 20-29 yaş hastalarda %7,9, 30-39 yaşlarda %3, 40-49 yaşlarda %I3,8,50-59 yaşlarda %/9,4, 60-69 yaşlarda %7,4 ve 70-79 yaşlarda %38,l oranlarında osteoporoz tespit edildi. Bu de kodlarda osteopeni oranlan sırasıyla % 39,5, %47,l, %31, %51,6, %44,4 ve %33,3 saptandı.
Sonuç: Erkeklerde özellikle femurda KMY’nin yaşla birlikte gittikçe azaldığı, lomberde ise en kötü KMY değerinin 50-59 yaşları arasında bulunduğu, ancak erken yaşlarda da osteopeninin başladığı saptanmıştır.

OLGU SUNUMU
8. 
Prostatta endometrioid adenokarsinom
Endometrioid adenocarcinoma of the prostate
Damlanur Sakız, Banu Yılmaz, Ayşim Özağarı, Fevziye Kabukçuoğlu, M. İhsan Karaman
Sayfalar 43 - 46
Prostat spesmenlerinin incelenmesinin artmasıyla prostat hipertrofisi nedeniyle operasyon uygulanan olgularda insidental karsinom yakalama oranı da artmıştır. Prostatın endometrioid adenokarsinomu ise prostat tümörleri arasında oldukça nadir görülen bir formdur. Benign prostat hipertrofisi nedeniyle öpere edilen bir hastanın prostat spesmeninde insidental olarak endometrioid tip adenokarsinom tespit edildi. Tümör, immmunhistokimyasal olarak prostat spesifik antijen (PSA) ile pozitif boyanma gösterdi. Daha önceden prostatın endometrioid karsinomunun Müllerian orijinli olduğu kabul edilmesine rağmen günümüzde pek çok çalışma bu karsiııomun primer duktus kaynaklı olduğunu göstermektedir.

9. 
İnvajinasyona neden olan ileal adenomiyom
Ileal adenomyoma causing invagination
Canan Tanık, Gamze Saygılı, Havva Elif Öğüt, Damlanur Sakız, Fevziye Kabukçuoğlu, Nihat Sever, Didem Baskın
Sayfalar 47 - 49
Adenomyomlar gastrointestiıuıl sistemde nadir görülür. En sık midede daha az sıklıkla duodenumda tanımlanmıştır, ince harsakta ise çok daha nadirdir. Nodüler görünümdeki bu benign lezyonlar ekzokrin tip duktlardan ve hipertrofik düz kas liflerinden meydana gelirler. Çalışmada 5 aylık bir erkek çocukta invajinasyona neden olan ileum yerleşimli adenomyom sunulmuştur. Küçük çocuklarda ohstriiksiyona neden olabilen, büyük yaşlarda ise adenokarsinomlarla karışabilen bu nadir lezyonların ayırıcı tanıda akılda tutulması gerekmektedir.

10. 
Konjenital adrenal hiperplazide testiküler adrenal rest doku: Tanı ve tedavinin takibinde ultrasonografinin yeri
Testicular adrenal rest tissue in congenital adrenal hyperplasia: The role of ultrasonography in the diagnosis and treatment follow-up
Can K. Çalışkan, Alper Özel, Nihal Memioğlu, A. Şenol Çelebi, Ahmet M. Halefoğlu, Zeki Karpat
Sayfalar 50 - 52
Konjenital adrenal hiperplazi (KAH), adrenal steroidlerin yapımındaki enzimatik defcktdeıı, en sık da 21- hidroksilaz enzim eksikliğinden kaynaklanır. Bu enzim eksikliği azalmış kortizol yapımına ve hormon ara ürünlerinin birikmesi, and rojenik etkilere neden olur. Biz bu olgu bildirisinde, prepubertal dönemde manifest hale yelmiş olan KAH‘ lı bir olgunun tanısındaki ultrasonografi bulgularını sunmayı ve tedavinin takibinde ultrasonografinin önemli rolüne değinmeyi amaçladık.

LookUs & Online Makale