| ORIJINAL ARAŞTIRMA | |
| 1. | Dermatolojide psikosomatik yaklaşım Psychosomatic approach in dermatology Ilknur Kıvanç Altunay, Sibel MercanSayfalar 7 - 12 Makale Özeti | |
| 2. | Serviks kanserli hastalarda prognostik faktörler Prognostic factors in cervix cancer Didem Karaçetin, Özlem Maral, Begüm Ökten, Öznur Aksakal, Oktay İncekaraSayfalar 13 - 16 Amaç: Çalışmanın aman serviks kanserli hastalarda, Cerrahi ve Radyoterapi sonrası genel sağkalım ve pelvik kontrol oranlarını etkileyen prognostik faktörlerin geriye dönük olarak incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: 1992-2002 tarihleri arasında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Radyasyon Onkolojisi Kliniği Serviks kanseri tedavi protokolüne göre tedavi edilmiş 166 hastadan 6 ay ve daha uzun takip edilen 108’i çalışmaya alınmıştır. Medyan yaş 52(22-80)‘din Histopatolojik tanı. 96 olguda skuamoz hücreli. 10 olguda adenoakrsinom. 2 olguda küçük hücreli karsinom şeklindedir. 13 olgu evre IB. 14 olgu, evre HA. 25 olgu evre 1IB. 6 olgu evre IIIA. 31 olgu evre IIIB, 12 olgu evre IVA-IVB, 7 olgu da başvuru sırasında niiks hastalıklıdır. Evre IB-IIA hastalara cerrahi sonrası adjuvant olarak. evre IIB-IVA hastalar ise inop olarak değerlendirilerek Co 60 cihazı ile, 50 Gy (t.8-2 Gy/fr) eksternal radyoterapi yapılmış, İCRT dozu (20 Gy) Bı akiterapi Ünitesi bulunan bir merkeze yönlendirilerek tamamlanmıştır. Parametrium tutulumu olan olgularda (n=37) tutulu tarafa boost okırak 10 Gy uygulanmıştır. Seçilmiş vakalarda (n-26) konkomitan kemo- terapi (haftalık cisplatin 35 nıg/nû) uygulanmıştır. Sonuç: Evrelere göre genel sağladım: evrelB’de 47.3 ay, evre HA, 31.5 ay. evrellB 26.5 ay. evrelllA 23.9 ay, evrellIB 22.3 ay, evre IVA / 9 ay, evrelVB 9 ay dır (p-().00l). 39 olguda takip sırasında pelvik niiks gelişmiştir. Tanı sırasında pelvik lenf nodu tutulumu olan 33 olgunun, 15’inde (%45) takip sırasında nüks gelişmiştir. Nükslerin %4I‘I lenf ııodu tutulumu (+) olan hastalarda gelişmiştir. Taııı sırasında paraaortik lenf nodu tutulumu olan 9 hastanın tamamında tedavi sonrası takipte nüks gözlenmiştir. 6 olguda kemik, 4 olguda karaciğer, 3 olguda akciğer ve 1 olguda kolonda metastaz saptanmıştır. Tartışma: Başlangıçta lenf nodıı tutulum olması pelvik nüks riskini artıran önemli bir prognostic faktördür (p-O.OJ). Paraaortik lenf ııodu tutulumu kötii prognoz ile ilişkilidir. Yaş ve histopatolojik tipin prognoz üzerine etkileri anlamlı değidir. Yüksek riskli hastalarda radyoterapiye cisplatin bazlı kemoterapi eklenmesi, tek başına radyoterapi ile kıyaslandığında prognozu olumlu etkilemektedir (p-0.05). |
| 3. | Rektal Kanserin Preoperatif EvrelemesindeTransrektal Ultrasonografi ve Manyetik Rezonans Kolonografinin Rolü The Role of Magnetic Resonance Colonography and Transrectal Ultrasonography in Preoperative Staging of Rectal Cancer Hülya Değirmenci, Muzaffer Başak, Hüseyin Özkurt, Alper Özel, Esra Özer, Adil Baykan, Muharrem ÖnerSayfalar 17 - 21 Amaç: Rektal kanserin preoperatif evrelendirilmesinde transrektal ultrasonografi ve rektal kontrastlı manyetik rezonans görüntülemenin taıvsa! sonuçlarını karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: 16 hastaya (6 kadın ve 10 erkek, ortalama yaş 56: yaş dağılımı 23-80 arası) 10 Mhz eııdoanal prob ile transrektal ultrasonografi ve body coil kullanılarak MR görüntüleme (1.5 T) yapıldı. 1500-2000 ml su ve 20 ml superparamanyetik demiroksit MR kontrastı karışımının rektal yoldan uygulanmasının ardından koronaI ve aksiyal planlarda Tl gradient recall imajlar atındı. Değerlendirmelerin sonuçları histopatolojik sonuçlarla karşılaştırıldı. Sonuçlar: TNM sistemine göre, histopatolojik inceleme ile, 6 hastada T2, 6 hastada T3 ve 4 hastada T4 tümör gösterildi. Evre I hasta yoktu. Tüm hastalarda, T evrelemesi için transrektal sonografinin doğruluğu % 87.5, rektal kontrastlı MR görüntülemenin doğruluğu % 81 olarak belirlendi. Rektal duvar tutulumunuıı değerlendirilmesinde (Duke’s sınıflandırması) traıısrektal sonografinin sensitivitesi % 100, spesifitesi %67 ve doğruluğu % 87.5: MR görüntülemenin sensitivitesi % 100, spesifitesi % 50 ve doğruluğu % 81 olarak bulundu. Tartışma: Rektal kanserin preoperatif evrelemesinde transrektal ultrasonografi ve MR görüntüleme yakın doğruluk oranına sahipti. T evrelemesinin değerlendirilmesinde, düşük maliyet, kolay uygulama ve yüksek doğruluk oranı nedeniyle transrektal sonografi ilk tercih olabilir. Endoanal probıın ulaşamayacağı yüksek yerleşimli rektal tümörlerde ve yaygın hastalıktan şüphelenilen olgitIpırla, MR görüntüleme, transrektal sonografiye tercih edilmelidir. |
| 4. | Endoskopik retrograde kolanjiopankreatografi olgularımız Our endoscopic retrograde cholangiopancreatography experience H. Mehmet Sökmen, Canan Alkım, Çetin Karaca, Nihat Akbayır, Levent Erdem, Hüseyin Demirsoy, Özdal Ersoy, Beşir Kesici, Kamil Özdil, Muzaffer Başak, Zeki KarpatSayfalar 22 - 26 Giriş: Endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi (ERCP) bilier sistem ve pankreas hastalıklarının tanı rcj tedavisinde çok önemli bir yöntemdir. Cerrahiye alternatif yada cerrahi¬nin bütünleyicisidir. Kliniğimizde ERCP Haziran 2002‘de başladı. Bu çalışmanın amacı kliniğimizde yapılan ERCP olgularının retrospektif olarak değerlendirilmesidir. Sonuçlar: Haziran 2002-M ay t s 2005 tarilı/eri arasında kliniğimizde SS hastaya 104 seans ERCP uygulandı. Hastaların ortalama yaşı 54 (18-90) 51‘i kadındı. 88 hastanın 74’ünde (%84) selektif koledok kaniilasyonıı sağlanmıştır. 54 hastada (%6I,4) ise tedavi edici işlemler başarıyla uygulanmıştır. Hastaların 51‘inde (%57.9) koledok lası. 19‘ınıda (%21.5) malignite,8 hastada (%9) normal bulgular.1 hastada kist hidatik operasyonuna bağlı kaçak. 2 hastada sklerozun kolanjit, / hastada Camii hastalığı saplanmıştır. 12 hastada (% 13,6) 2. seans, bir hastaya 3. bir hastaya ise 5 seans uygulandı. On işlemde komplikasyon gelişti (%9,6). Yedi hastada karın ağrısı ve hiperamilazemi, 2 hastada hafif sızıntı tarzında kanama ve bir hastada kolesistit gelişti. Yorum: Yeni ERCP yapmaya başlayan bir klinik olarak selektif kanalizasyon oranımız %84, terapötik işlemlerde başarı oranımız %61,4’dir. 2.seans işlemi tekrar denemek başarıyı arttırmaktadır |
| 5. | Henoch-schönlein purpuralı olgularımızın değerlendirilmesi Henoch-schonlein purpura in childhood: Clinical experience Müjde Arapoğlu, Leyla Telhan, Gül Özçelik, Laliz Kepekçi, Ela Erdem, Ayşe PalanduzSayfalar 27 - 31 Amaç: Henoch-Schönlein Purpurası (I1SP), çocukluk çağında sık görülen lökositoklastik bir vaskülittir. Sıklıkla palpabl purpura, artralji-artrit, gastrointestinal ve renal bulgular ile karakterize sistemik bir hastalıktır. Bu çalışmada HSP‘li hastalarımızın klinik özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Ocak 2002 - Nisan 2005 tarihleri arasında I. Çocuk Kliniğinde MSP tanısı alarak yatırılan 75 hastanın dosyaları retrospektif olarak İncelendi. Bulgular: Olguların yaş ortalaması 9.3 ± 3.1 yıldı. Hastalarımızın %55’i erkek, %45‘i kız idi. Yaz aylarında başvuru oldukça nadirdi. Hastaların tamamında palpabl purpura, %78’inde GİS tutulumu, %72’sinde artrit ya da artralji, %33’ünde renal tutulum mevcuttu. %49 hastada dışkıda gizli kan pozitifliği vardı. Akut batın tablosunda başvuran %6.7 hasta mevcuttu. Saçlı deride ödem %5.3 hastada, skrotal ödem %I2 hastada saptandı. Böbrek tutulumu olan hastalarda ortalama izlem süresi-,22.-3 ± 15 aydı. Ağır böbrek tutulumu olan toplam 13 hastaya böbrek biyopsisi yapıldı. Yorum: HSP’ nm en sık görülen bulgusu cilt döküntüsü olmakla beraber, daha önce veya takipte eklem tutulumu, renal ve gastrointestinal bulguların ortaya çıkabileceği, diğer vas- kiilit tablolarına eşlik edebileceği akılda tutulmalı ve ayırıcı tanıda dikkatli olunmalıdır. |
| 6. | Talamik enfarktlardaki kognitif bozuklukların enfarkt lokalizasyonu ile ilişkisi Cognitive dysfunction in thalamic infarctions: Its relation with infarct localization Gülay Kenangil, Dilek Necioğlu, Işıl Satılmış, Münevver Çelik, Hulki FortaSayfalar 32 - 38 Amaç: Bu çalışmada tolamik enfarktlı hastalarda saptanan kognitif bozuldukların enfarkt lokalizasyonu ile ilişkisini ve bu bozuklukların hastaların günlük yaşamına etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla talamik enfarkt tanısı akın 21 hasta beyin bilgisayarlı tomografi ya da manyetik rezonans görüntüleme ile paramedian arter enfarktı, polar arter enfarktı ve inferolateral arter enfarktı olarak 3 gruba ayrıldı. Hastalara kısa mental durum muayenesi. sayı menzili testi, kelime listesi türetme testi (semantik), kelime menzili ezberleme prosedürü, küp kopyalama ve saat çizme testi uygulanarak kogııitif değerlendirme yapıldı. Bulgular: Kognitif bozukluk paramedian ve polar arter enfarktlarmda daha sıktı.inferolateral arter enfarktlarinda kognitif bozukluk nadirdi ve bu grupta kognitif bozukluk saptanan hastaların hiçbirinin okıuna yazması yoktu. Kognitif bozukluk aynı zamanda bilateral talamik enfarkth olgularda da belirgindi. Sonuçlar: Tolamik enfarktlarda kognitif bozulma en fazla paramedian ve polar arter enfarktlarında iken en az inferolateral enfarktlarda teshil ediimiştir.Diişiik eğitim düzeyi kognitif durumu etkilemektedir. Ayrıca bilateral talamik enfarktlar enfarkt lokalizdsyonundan bağımsız olarak kognitif bozulma için bir risk oluşturabilir. |
| 7. | Akut epidural hematomlarda tedavi sonuçları ve sonuçları etkileyen faktörler Treatment results & factors effecting them in acute epidural hematomas Hülagü Kaptan, Giyas Ayberk, Murat Çobanoğlu, Mehmet Oğuz Kılıçarslan, Ömür Kasımcan, Ali Rıza Özcan, Emre Yağlı, Recep Özgün, Celal KılıçSayfalar 39 - 43 Amaç: Travmatik epidural hematomların tedavi kriterleri ve prognostik faktörlerinin saplanması Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada. 1996-2000 yılları arasında, travmatik epidııral hematimi nedeniyle öpere edilen 69 hasta, yaş. cinsiyet, travma etiolojisi, başvuru Gtaskow koma skoru (GKS). yerleşim yeri, eşlik eden intrakranial lezyonlar ve Glasgow koma skoru (GGS) yönünden incelenmiştir. Bulgular: Vakaların %R5.5’i erkek, % 14.5‘i kadındı: eri sık %37.7 ile 21-40 yaş grubundaydı. Vakalar %95.7‘si supratentorial yerleşimli idi. Travma etiolojisinde en sık trafik kazaları yer almaktaydı (% 33.6). Mortal ile oranı %l 0.1‘ idi. Sonuç: Epidural hematomlarda erken cerrahi önemlidir, endikasyon için bilgisayarlı beyin tomografisi ve bilinç düzeyi birlikte değerlendirilmesinin yanı sıra özellikle yoğun bakımda hastaların ICP (Intracranial pressuretintra kranial basınç) takibi mortaliteyi düşürmeye yönelik tedavi zamanlaması ve biçimi açısından çok önemlidir. |
| 8. | Propofol-midazolam kombinasyonu ile sağlanan koindüksiyonun propofol indüksiyonu ile karşdaştırdması Comparison of coinduction with propofol-midazolam combination to induction with propofol G. Ulufer Sivrikaya, Hale Dobrucali, Ayşe Hancı, Nevşin B. ArdaSayfalar 44 - 48 Amaç: Anestezi indiiksiyonunda birden fazla ilacın birlikte kullanımı “koindüksiyon” olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızda. propofolün anestezi indüksiyonunda tek başına kullanımı ile midazolamla kombine olarak koindüksiyonda kullanımını karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Hastane Etik Kurulunun izniyle, ASA l-ll grubundan 40 olgu randomize olarak propofol (Grup P) ve koindüksiyon (Grup K) gruplarına ayrıldı. Indüksiyon fenta- nili takiben kirpik refleksi kaybolana kadar verilen propofol ve atraküryumla gerçekleştirildi. Grup K’da Grup P‘den farktı olarak propofol öncesi 0.03 mg / kg midazolam verildi. İdame propofol infüzyonu, 02 içinde %33 N20 ile sağlandı. Hemodinamik parametreler indüksiyoıı öncesi ve sonrasında 3., 5., 10. ve 15. dklarda, peroperatuar ve postoperatuar 15 dk aralıklarla takip edildi. Indüksiyon propofol dozu, propofol e bağlı ağrı, derlenme, yan etkiler kaydedildi. Bulgular varyans analizi ve kikare testleriyle değerlendirilerek, p<0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Indüksiyon propofol dozu ile propofol e bağlı ağrı insidansı Grup K‘da anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). Grup P‘de Grup K’ye göre derlenme daha uzun ve yan etki sıklığı daha yüksek bulundu (p<0.05). Hemodinamik parametreler Grup P‘de Grup K’ya göre indüksiyonda anlamlı düşiik (p<0.05) olmakla birlikte, gruplar arsında peroperatuar ve postoperatuar anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: Propofol ile midazolamm koindüksiyon için kombine kullanımı indüksiyonda propofolün tek başına kullanımı ile karşılaştırıldığında: propofolün indüksiyon dozunu azaltmış, derlenmeyi bir miktar uzatmış, yan etkilerin sıklığında azalma sağlamıştır. |
| OLGU SUNUMU | |
| 9. | Fibrolamellar tip hepatosellüler karsinoma Fibrolamellar type hepatocellular carcinoma Ahmet Mesrur Halefoğlu, Evren Yıldız, Zeki KarpatSayfalar 49 - 52 Fibrolamellär tip hepatosellüler karsinoma nadir görülen bir tiimör olup, koııvansiyonel hepatosellüler karsinomaya kıyasla ayırt ettirici klinik, radyolojik, histolojik ve prognostik özelliklere sahiptir. Biz olgu bildirimizde özgeçmişinde siroz hikayesi olmayan 28 yaşındaki bir erkek hastayı tanımladık. Hastanın rutin laboratuvar muayenesinde karaciğer enzimleri yüksekti ve yapılan ultrasonografide büyük bir karaciğer kitlesi tespit edildi. Manyetik rezonans görüntüleme ile bu tümörler için tipik olan büyük lobiile şekilli kitle lezyonu, erken fazda yoğun heterojen kontrast tutulumu., santral skar dokusu ve ekstrahepatik malign lenf nodları ortaya kondu. Core biopsisini takiben yapılan histopatolojik inceleme ile fibrolamellar tip hepatosellüler karsinoma tanısı doğrulandı. Hasta karaciğer dışı hastalık yayılımı nedeniyle rezeksiyona uygun bulunmadı ve kemoterapiye gönderildi. |
| 10. | Subakut klinikle seyreden bir chlamydia pneumoniae pnömonisi A case of pneumonia caused by chlamydia pneumoniae with a subacute clinical course Recep Dodurgali, Levent Dalar, Sezai Öztürk, Kerim Küçükler, Firdevs Atabey, Cemal Bes, Hanife Can, Füsun Şahin, Çiğdem Y. Ersoy, Arman PolumanSayfalar 53 - 55 10 yıl önce geçirilmiş pnömoni öyküsü olan 54 yaşında ev hanımı hasta, kliniğimize Uç ayckın heri eforla nefes darlığı, kuru öksürük, halsizlik, kilo kaybı ve yaygın eklem ağrıları şikayetleriyle başvurdu. 20 yıldır muhabbet kuşu ve papağan besleyen hastanın solunum sistemi oskültasyonunda öksürük ve pozisyonla değişmeyen inspiryum sonu railer duyuldu.PA akciğer grafisinde bilateral alt zonlarda bronkovaskuler izlerde belirginleşme, toraks yüksek rezolüsyonlu bilgisayarlı tomografide hıızlıı cam görünümü saptandı. Yapılan bronkoskopide sağ ve sol bronş sistemi mukozasında frajilite artışı dışında patolojik bulguya rastlanmadı. Balgam ve bronkoalveolar Ictvaj sıvısı gram boyaması ve kültürde bakteri görülmedi. BAL immünolojik tetkikinde lenfosit hakimiyeti, CD4ICDB oranın¬da azalma mevcuttu. Hastanın ileri yaşta olması ve olası mal ignite şüphesi nedeniyle, mini torakotomiyle elde edilen acık akciğer biyopsi piyesinde perihronşiyoler lenfosit toplulukları ve orta derecede fibrozis saptandı. Mevcut anamııez ve bakteri kültürü negatifliği nedeniyle yapıları serolojik testlerde chlamydia IgM negatif, IgG pozitif bulundu. Tür ayrımı için yapan MIF tekniği ile C. pneumoniae‘ya karşı IgM negatif, IgG yüksek fitrede pozitif C. trachomatis ve C. psittaci’ye karşı IgM ve IgG negatif bulundu. Olgu. IgM negatif ancak yüksek litrede IgG pozitif saptandığı içiıı subakııt seyirli C. pneumoniae pnömonisi olarak değerlendirildi. Tetrasiklin 2grigiiıı şeklinde haşlanan tedaviye 10 gün sonra in tolerans olması nedeniyle klaritromisin Igr.l giiıı verildi. 3 aydan beri izlenen hastada klinik ve radyolojik olarak parsiyel regresyorı gözlendi. |
| 11. | Akut karın bulguları veren jejunal stromal tümör A jejunal stromal tumor which causes symptoms of acute abdominal pain Mehmet Uludağ, Gürkan Yetkin, İsmail Akgün, Abut Kebudi, Faruk Yener, Bülent ÇitgezSayfalar 56 - 59 Gastrointestinal stromal tümörler (GİST) normalde harsak duvarında bulunan intestinal pacemaker hücreleri olan Cajal‘ın interstisyel hücreleri veya onların prekürssörlerinin malign transformasyonundan kaynaklandığına inanılan mezenkimal tümörlerdir. GİST en çok mideden gelişirken, ince karsaklardan gelişenler nadir olup daha malign potansiyele sahiptir. En sık semptomlar belirsiz karın ağrısı, gastrointestinal kanama ve batında kitledir. Esas tedavisi tam cerrahi rezeksiyondur. Cerrahi tedavi sonrası rekürrens veya rıüks olasılığı yüksektir. Bu nedenle hastaların cerrahiden sonra özelikle ilk 2 yıl 6 ayda bir, daha sonra yılda bir muayene ve BT ile takibi uygundur. Bizim olgumuz 83 yaşında olup, akut karın bulguları ile başvurdu. BT‘de batın sol alt kadranda kitle saptandı. Laparatomide jejenumda 5 cırı çaplı patolojide yüksek gradeli gastrointestinal stronıa tiimör olduğu belirlenen kitle saptandı. Rezeksiyon yapıldı. Hastanın 2. yıl takibinde nüks görülmedi. |